Bir zamanlar siyaset başka türlü yaşanırdı.
Siyasi parti liderleri televizyon ekranlarında açık oturumlara çıkar, ülkenin meselelerini tartışır, birbirlerine sorular yöneltir, düşüncelerini kamuoyunun önünde savunurlardı. Gazeteciler sorar, siyasetçiler cevap verir, millet de kimin ne söylediğini, neyi savunduğunu, ülke için nasıl bir gelecek tasarladığını görürdü.
Siyasi partilerin ilçe kongrelerinde bile iki, üç aday yarışırdı. Adaylar kürsüye çıkar, projelerini anlatır, delegeler tercihlerini ortaya koyardı. Her kongre demokratik bir şölen miydi? Elbette hayır. O günlerin de eksikleri, hesapları ve siyasi mücadeleleri vardı. Ancak bütün bunlara rağmen rekabetin, alternatiflerin ve farklı seslerin varlığı, siyasetin canlılığını gösteren önemli işaretlerdi.
Peki, bugün ne değişti?
Teknoloji gelişti, internet hayatımızın her alanına girdi. Televizyon ekranları akıllandı, iletişim imkânları arttı, bilgiye ulaşmak kolaylaştı. Fakat bütün bu gelişmelerin yanında siyasetimiz de gelişti mi? Parti içi demokrasi güçlendi mi? Siyasi tartışmalar daha nitelikli, daha özgür ve daha çoğulcu hâle geldi mi?
Görünen o ki teknoloji çağında yaşıyoruz ama siyasetin bazı alanlarında geçmişi arar hâle geldik.
Ekranlar büyüdü, imkânlar çoğaldı; gelgelelim siyasetçinin sesi kısıldı, yorumcunun sesi yükseldi!
Siyasetçiler Nerede?
Bugün televizyon kanallarını açıyoruz. Karşımızda gazeteciler, siyasi yorumcular, ekran analistleri… Ellerinde çubuklar, önlerinde akıllı tahtalar, ekranlarda grafikler, haritalar ve türlü senaryolar…
Saatlerce konuşuluyor, yorumlar yapılıyor, siyasi gelişmeler analiz ediliyor. Ancak insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Peki, bütün bu tartışmaların asıl muhatabı olan siyasetçiler nerede?
Elbette gazetecilik demokrasinin vazgeçilmezidir. Sorgulayan, araştıran, yanlışları ortaya çıkaran ve kamu adına hesap soran gazetecilere her zamankinden fazla ihtiyacımız var.
Ancak gazetecinin görevi siyasetçinin yerine geçmek değil, siyasetçiye hesap sormaktır. Siyasi aktörlerin konuşmadığı, düşüncelerini doğrudan savunmadığı, çözüm önerilerini kamuoyunun önünde tartışmadığı bir ortamda yorumcuların çoğalması, siyaset kurumundaki boşluğu kendiliğinden ortadan kaldırmıyor.
Bir ülkenin geleceği, yalnızca stüdyolarda yapılan analizlerle belirlenemez. O ülkeyi yönetmeye talip olanların ortaya çıkması, düşüncelerini açıklaması, eleştirilere cevap vermesi ve gerektiğinde yanlışlarını kabul etmesi gerekir.
Siyaset, başkalarının siyasetçileri anlattığı bir televizyon programına dönüşmemelidir.