
Bir çocuğun kalbine Allah sevgisini, Allah korkusunu ve kul hakkı bilincini yerleştirmek, ailenin en önemli sorumluluklarından biridir. İmanlı bir ailede inancın merhametle, dürüstlükle ve adaletle yaşandığını gören çocuk, kimse kendisini izlemediğinde de davranışlarının bir sorumluluğu olduğunu öğrenir. Birini incitmeden önce durup düşünmesini sağlayacak vicdan, günlük hayatın içinde böyle beslenir.
Fakat bunun için inancı anlatmak kadar yaşamak da gerekir. Çocuk, anne babasının dilinde duyduğu güzel sözlerin karşılığını onların davranışlarında arar. Evde sevgi, hakkaniyet ve güven bulabilmelidir ki öğrettiğimiz değerler kalbinde yer edinsin.
Necip Fazıl’ın kaldırımlarında dolaşan yalnızlığı düşünüyorum. Bugünün çocuklarının bir kısmı da başka kaldırımlarda yürüyor: Dijital kaldırımlarda. Ellerinde telefonları, karşılarında sayısız insan, içlerinde anlatamadıkları bir sıkıntı…
Anne babaları var. Evleri var. Akşam yemekleri hazırlanıyor, okul çantaları alınıyor, ihtiyaçları karşılanıyor. Yine de bazı çocuklar, duyulmak ve anlaşılmak bakımından öksüz kalıyor. Buradaki öksüzlük, bir kaybın değil, yanı başındaki yetişkine ulaşamamanın adı.
Biz onların evde olduğunu biliyoruz. Nerede olduklarını bildiğimizi sanıyoruz.
Oysa odasının kapısını kapatan bir çocuk, telefonuyla birlikte hiç tanımadığımız sokaklara çıkabiliyor. Kimliğini saklayan insanlarla konuşuyor, arkadaşlarının yargılarıyla karşılaşıyor, kendisini başkalarının hayatlarıyla kıyaslıyor. Bazen bir gruptan dışlanıyor. Bazen fotoğrafının altına yazılan bir cümleyi günlerce içinde taşıyor.
Dışarıdaki sokak için “Geç kalma, haber ver, o yoldan gitme” diyoruz. Dijital sokaklarda ise çoğu zaman hangi yoldan yürüdüğünü bile bilmiyoruz.
Üstelik orada yaşananlar kapının dışında kalmıyor. Bir hakaret gece yarısı da ulaşabiliyor. Bir tehdit kahvaltı sofrasına kadar gelebiliyor. Çocuğun başını kaldırıp bize baktığı anda, ekranında neyle karşılaştığından haberimiz olmayabiliyor.
Bir eğitimci olarak okul güvenliği üzerine konuşurken bunları da düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Elbette okul kapıları korunacak, gerekli önlemler alınacak. Ama çocuğun içindeki öfke, kaygı ve değersizlik hissi için başka bir emek gerekiyor. Onu dinlemek, yaşadıklarını fark etmek, gerektiğinde yardım almasını sağlamak zorundayız.
Çantasını hazırlıyoruz. İç dünyasında ne taşıdığını da merak ediyor muyuz?
Aile, çocuğun ilk ahlak mektebidir. Öfkelendiğinde nasıl davranacağını, bir hatayla karşılaştığında ne söyleyeceğini, güçsüz birine nasıl yaklaşacağını önce evde öğrenir. Biz birini küçümserken o bizi dinler. Haksızlığa sessiz kalırken o bizi izler. Özür dilediğimizde de hatamızı telafi ettiğimizde de öğrenmeye devam eder.
Bu yüzden Allah korkusunu çocuğun diline yerleştirmekle yetinemeyiz. Onun vicdanında bir karşılığı olması için Allah’ın merhametini, adaletini ve insanın sorumluluğunu birlikte anlatmalıyız. Kimse görmediğinde de yalanın yalan olduğunu, bir arkadaşının onurunu kırmanın ekran arkasından yapılınca hafiflemediğini öğretmeliyiz.
Dijital dünyada da kul hakkı vardır.
Bir fotoğrafı izinsiz paylaşırken, bir arkadaşını topluca alaya alırken, hakkında asılsız bir söz yayarken bunu hatırlaması gerekir. Parmaklarının ucundaki imkânın, başka bir insanın hayatında nasıl bir yaraya dönüşebileceğini düşünmelidir.
İnançlı bir aile olmak, çocuğun hiç hata yapmayacağının güvencesi değildir. Ancak inancını sevgiyle ve tutarlılıkla yaşayan bir aile, çocuğuna hatasıyla yüzleşebileceği, sorumluluk alabileceği, iyiliğe dönebileceği bir zemin sunar. Bunun yanında sınırlar, ilgi, rehberlik ve gerektiğinde uzman desteği de gerekir.
Ben çocuklarımızın manevi bağlarının zayıfladığı, değerlerini yalnızca başarıdan, tüketimden ve görünür olmaktan aldığı bir geleceğe razı değilim. Onlara dua edebilecekleri bir gönül dünyası, haksızlıktan sakınacakları bir vicdan ve sıkıntılarını anlatabilecekleri güvenli bir aile ortamı bırakmak istiyorum.
Akşamları yalnızca derslerini sormayalım. Günlerini de soralım. “Bugün seni üzen bir şey oldu mu?” diyelim. Cevap verirken telefonumuzu bırakalım. Anlattıklarını hemen küçümsemeyelim, her cümlelerini öğüde çevirmeyelim.
Çocuk, başına kötü bir şey geldiğinde önce bize gelebileceğini bilsin.
Dijital kaldırımlarda tek başına yürüyen bir çocuğun, evinde kendisini bekleyen bir ışığa ihtiyacı var. O ışığı yakmak, anne baba olarak bizim sorumluluğumuz.
Kapımız açık olabilir. Çocuklarımız için kalbimiz de açık olsun.