
Okul ortadan kalkmayacak; ama bilgiyi nakletmek artık onun asıl işi olmayacak.
Sıralar, kırk dakikalık dersler, zil, defter, not. Bugünkü okulu hep böyle varmış gibi düşünürüz. Oysa bu düzenin bir doğum tarihi var. Model Prusya'da şekillendi. On dokuzuncu yüzyılda Horace Mann gibi Amerikalı reformcular Prusya okullarını incelemeye gitti ve fikri Atlantik'in öbür yakasına taşıdı. Geniş kitlelere okuma yazmayı ve temel hesabı öğretmek için akıllıca bir çözümdü. Sorun, çözümün çözdüğü sorundan çok daha uzun yaşamasıdır.
Bloom'un basamaklarına bu gözle bakalım. Bilgi, kavrama, uygulama, analiz, sentez, değerlendirme. Sınıfta çoğunlukla ilk iki basamakta kalıyoruz: anlatıyoruz, öğrenci dinliyor, not alıyor. Zor olan basamakları, yani uygulamayı, çözümlemeyi, yeni bir şey kurmayı eve ödev diye gönderiyoruz. Öğrencinin en yalnız olduğu, yardım isteyecek kimsesinin bulunmadığı yere. Kolay olanı sınıfta yapıp zor olanı öğrenciye bırakıyoruz.
Ters yüz edilmiş öğrenme bu sırayı çevirir.
Bilgi aktarımı sınıftan önceye, videoya taşınır. Sınıf ise uygulamanın, tartışmanın, hatanın yapıldığı ve birlikte düzeltildiği yer olur. Fikir yeni değil. Lage, Platt ve Treglia 2000'de ekonomi derslerinde "sınıfı tersine çevirmeyi" anlatmıştı. Colorado'da iki kimya öğretmeni, Bergmann ve Sams, derslerini kaydedip öğrencilere izletmeye başlayarak yöntemi öğretmenlerin diline soktu.
Kanıt konusunda temkinli olmak gerekiyor. Cheng ve arkadaşlarının 55 yayını birleştiren analizi küçük ama anlamlı bir olumlu etki buldu (g = 0,19). Strelan ve arkadaşlarının 198 çalışmalık analizinde etki disiplinden disipline epey değişiyor. Yani ters yüz etmek bir sihir değil. Video çekip sınıfta yine anlatan öğretmen, hiçbir şeyi ters yüz etmemiştir. İzleyip gelmeyen öğrenciyle de sınıf işlemez. Bir de öğretmen tarafı var: öğrenci önceden öğrenip gelince, öğretmenin bilmediği bir soru sorabilir. Bence ters yüz eğitimin gerçek sınavı video kalitesinde değil, öğretmenin "bilmiyorum, birlikte bakalım" diyebilmesinde.
Hibrit yolun malzemesi belli: video, etkileşimli sunum, animasyon. Kamera karşısında ders anlatan hocanın görüntüsü çevrim içi eğitim sayılmaz, o yalnızca videodur. Gerçek çevrim içi ders, öğrenciyi her birkaç dakikada bir durdurup soru soran, tıklatan, yön değiştiren bir deneyimdir. Mayer'in çok ortamlı öğrenme çalışmaları da içeriği küçük, öğrencinin hızında ilerleyen parçalara bölmeyi destekler. Fen eğitiminde bunun karşılığı çok somut. Hücre bölünmesini tahtada çizgilerle anlatırız, animasyonda ise bölünmeyi izleriz. Elektrik devresinde akımın yolunu tahtaya ok çizerek gösteririz, etkileşimli bir simülasyonda ise o yolu öğrenci kendi eliyle değiştirir. Bu paket sınıfta da kullanılır, okul dışında da. Öğrenci istediği saatte, istediği kadar tekrarla izler. Sınıf ise o bilgiyle ne yapıldığına ayrılır.
Peki okul ne olacak?
Ortaokul ve lisede çevrim içi payın giderek artacağını düşünüyorum. İlkokul ayrı bir konu, çünkü onun asıl işi sosyal ve duygusal becerilerin gelişmesi. Orada çocuğun çocukla, öğretmenle yüz yüze olması vazgeçilmez.
Ama okul kalacak. Çünkü insan tek başına bilgiyle gelişmiyor, insanlarla gelişiyor. Spor, sanat, atölye, laboratuvar, kütüphane, tartışma kulübü, arkadaşıyla birlikte bir şeyi becerememek ve yeniden denemek. Bunların hiçbiri ekrandan indirilmiyor. Sınıf, yani bir kişinin anlattığı ve otuz kişinin dinlediği oda çözülecek; okul ise bir sosyal ortama dönecek. Bilgi ve kavrama, hatta analizin büyük kısmı okul dışında, kişinin kendi ritmiyle gerçekleşecek. Okulun kapısından bilgi için değil, biriyle birlikte bir şey yapmak için gireceğiz.
Bu, sanal sınıfların da kapısını açıyor. Bugün yüzlerce okulda aynı konunun aynı derecede iyi anlatılması beklenir. Oysa konunun en iyi anlatıcısı bir kez, çok iyi hazırlanmış bir şekilde anlatabilir ve binlerce öğrenci aynı derse bağlanabilir. Yerel öğretmen de içeriği anlatmak yerine mentor olur, öğrencinin sorusuna, takıldığı yere, projesine eşlik eder. Bunun bir tehlikesini de görmek gerekiyor: tek sesin hatası da bin kat çoğalır. Bu yüzden birden fazla uzmana ve her sınıfta ona itiraz edebilecek bir öğretmene ihtiyacımız var.
Üniversitede bu fikir daha da kuvvetleniyor. Düşünün ki birkaç üniversite ortak bir dersi alanının bilinen uzmanlarıyla bütünleşik planlıyor ve bu ders binlerce öğrenciyle sanalda gerçekleşiyor. Ama açık çevrim içi derslerin deneyimi bize bir şey söylüyor: derse çok kişi yazılıyor, çok azı bitiriyor. Bence içerik tek başına yetmiyor, yanında bir insan gerekiyor. Mentorluk tam bu noktada devreye giriyor. Öğrenci dersi o büyük sanal salonda dinliyor, ama dersin ardından kendi bölümündeki hocasıyla tanışıyor. Öğrendiğini uygulama noktasında bu hocayla çalışıyor: bir laboratuvar, bir proje, bir staj, bir yayın. Vizyonu olan öğrenci için bu, tek başına çıkmak zorunda kalacağı yokuşa eşlikçi bulmak demek.
Minerva Üniversitesi bu yönde ilginç bir örnek. En fazla on sekiz kişilik canlı seminerler yapılıyor, öğrenciler San Francisco'dan başlayıp Berlin, Buenos Aires, Hyderabad gibi şehirlerde yurtlarda yaşıyor. Geleneksel bir kampüs binası ve sınıfı yok, ama şehir ve insan var. Kabul oranı ise dünyanın en düşükleri arasında.
Kapıyı kapatan tek şey kapasite olabilir. Bir hocanın birebir ilgilenebileceği öğrenci sayısı sonsuz değil. Büyük sanal dersi veren hoca ile mentorluk yapan bölüm hocası arasındaki iş bölümü, üniversitelerin önümüzdeki on yılda cevaplaması gereken sorulardan biri olacak.
Bugünkü sınıfı bugünkü biçimiyle ebedi sanmak, geçmişte yaşamış herkesin yaptığı hatanın bir benzeri olur. Belki yetmiş yıl sonra biri aynı şaşkınlıkla anlatacak: "Hepimiz aynı odaya girip aynı anda aynı şeyi dinlerdik."
Sınıf değişecek, okul kalacak çünkü insan, öğrenmeyi insanlarla birlikte öğrenir.
Siz okul ve üniversitenin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yorumlarda buluşalım.
Kaynakça
Anderson, L. W., & Krathwohl, D. R. (Eds.). (2001). A taxonomy for learning, teaching, and assessing: A revision of Bloom's taxonomy of educational objectives. Longman.
Bergmann, J., & Sams, A. (2012). Flip your classroom: Reach every student in every class every day. ISTE.
Bloom, B. S. (Ed.). (1956). Taxonomy of educational objectives: The classification of educational goals. Handbook I: Cognitive domain. David McKay.
Cheng, L., Ritzhaupt, A. D., & Antonenko, P. (2019). Effects of the flipped classroom instructional strategy on students' learning outcomes: A meta-analysis. Educational Technology Research and Development, 67(4), 793-824. https://doi.org/10.1007/s11423-018-9633-7
Kosslyn, S. M., & Nelson, B. (Eds.). (2017). Building the intentional university: Minerva and the future of higher education. MIT Press.
Lage, M. J., Platt, G. J., & Treglia, M. (2000). Inverting the classroom: A gateway to creating an inclusive learning environment. Journal of Economic Education, 31(1), 30-43.
Mann, H. (1844). Seventh annual report of the Board of Education. Dutton & Wentworth.
Mayer, R. E. (2009). Multimedia learning (2nd ed.). Cambridge University Press.
Strelan, P., Osborn, A., & Palmer, E. (2020). The flipped classroom: A meta-analysis of effects on student performance across disciplines and education levels. Educational Research Review, 30, 100314. https://doi.org/10.1016/j.edurev.2020.100314