Selma Öğretmen bir radyo konuşması dinledi. Ardından masasının başına oturdu ve yıllardır kalbinde taşıdığı öğrencisi için bir mektup yazdı.

Mektubun adresinde Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesinde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Bilal Çilkaya vardı. Satırlarda ise şehit Piyade Yüzbaşı Yiğitcan Çiğa’nın adı…

Selma Arıcı, Yiğitcan’ın Mersin Yusuf Kalkavan Anadolu Lisesindeki öğretmeniydi. Aradan geçen yıllar öğretmenin hafızasından çalışkan, terbiyeli ve memleket sevdalısı öğrencisini silememişti. Yiğitcan’ın şehadet haberi geldiğinde iki ay kendisine gelemediğini anlatıyordu. Öğretmenin evladından ayırmadığı bir öğrencinin acısı, yıllar geçse de kalpteki yerini koruyordu.

Bilal Çilkaya’nın TRT radyosunda yaptığı konuşma, Selma Öğretmen’in zihninde uzun zamandır bekleyen düşünceyi harekete geçirdi. Yiğitcan’ın adını taşıyacak bir kütüphane kurulmasını ve biriktirdiği kitapların gençlere ulaştırılmasını istiyordu. Kaleme aldığı mektup, Niğde’de karşılığını buldu.

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Toplumsal Katkı Koordinatörlüğü, İl Millî Eğitim Müdürlüğü ve Yunus Emre Anadolu Lisesi yönetimi çalışmaya sahip çıktı. Mersin’de kurulan öğretmen–öğrenci bağı, Niğde’de bir kütüphaneye dönüştü.

Kütüphanedeki kitapların Mersin’den gitmesi ayrıca anlamlıydı. Selma Öğretmen kendi kitaplarını bağışladı. Toros Koleji altı koli kitap gönderdi. Mersin’den yola çıkan kitaplar, Niğde’de Yiğitcan’ın adı altında raflara dizildi. Bir şehrin yetiştirdiği kahramanın hatırası, başka bir şehirde gençlerin okuyacağı kitaplarla yaşamaya başladı.

Şehit ailesinin yakını olarak annesi, eşi, kardeşi ve kızı Sare ile birlikte Niğde’ye gittim. Yol boyunca ve program süresince aileye mihmandarlık yaptım. Yiğitcan’ın adının bir okulda yaşatılmasına şahitlik etmek gurur vericiydi; aile fertlerinin yüzlerinde taşıdığı hasreti görmek ise aynı ölçüde ağırdı.

Şehit ailesinin yanında cümleler kısalıyor.

Evladını toprağa veren annenin acısı takvimle eksilmiyor. Eşin hayatında kapanmayan bir yer, kardeşin hafızasında tamamlanmayan hatıralar, kız evladın kalbinde büyüyen baba özlemi kalıyor. Yıllar geçiyor; şehit evindeki sandalye aynı sessizliği taşımaya devam ediyor.

Piyade Yüzbaşı Yiğitcan Çiğa, 27 Ocak 2016’da Diyarbakır’ın Sur ilçesinde vatan görevinin başında şehit düştü. Mersin’in yetiştirdiği genç bir Türk subayı, ömrünün baharında toprağa verildi. Yiğitcan’dan geriye mahzun bir aile, şerefle taşınmış bir üniforma ve milletin hafızasına emanet edilmiş temiz bir isim kaldı.

Türk tarihinin hangi sayfasını açsak bağımsızlığın kendiliğinden korunmadığını görürüz. Çanakkale’nin siperlerinde, Sakarya’nın bozkırında, Millî Mücadele’nin yokluk içindeki karargâhlarında aynı bedel vardır. Evladını cepheye gönderen anneler, geri dönemeyeceğini bilerek yürüyen askerler ve geride kalanların ömür boyu taşıdığı emanet…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Türk milletinin esareti kabul etmeyeceğini bütün dünyaya gösterdi. Cumhuriyet, masa başında kurulmuş rahat bir düzenin adı olmadı. Cephede verilen canların, milletçe çekilen yokluğun ve bağımsız yaşama iradesinin eseri olarak doğdu. Cumhuriyete sahip çıkmanın yolu da uğruna can verenleri tanımaktan ve hatıralarını yaşatmaktan geçiyor.

Ben milliyetçiliği yüksek sesle söylenen sözlerde aramıyorum. Şehit annesinin elini tutarken duyduğum sorumlulukta, bayrağın gölgesinde büyüyen çocukların geleceğinde, Atatürk’ün emanetine gösterilen sadakatte görüyorum. Şehit çocuğunun başını öne eğdirmemek, gazinin kapısını unutmamak ve gençlere vatanın hangi bedellerle korunduğunu öğretmek, milliyetçiliğin hayattaki karşılığıdır.

Millet hafızasını kaybettiğinde istikametini de kaybeder. Geçmişini unutan toplumlar, geleceklerini başkalarının yazmasına razı olur. Türk milletinin önünde böyle bir yol bulunamaz. Şehitlerimizin ve gazilerimizin adlarını toplumsal hafızada canlı tutmak, üzerimize bırakılmış bir vatan borcudur.

Yiğitcan Çiğa Kütüphanesi tam da bu borcun küçük fakat kıymetli bir karşılığıdır. Genç bir öğrenci raftan kitap alırken kapaktaki isme bakacak ve “Yiğitcan Çiğa kimdi?” diye soracaktır. Verilecek cevap, bir şehidin hayatını yeni bir neslin hafızasına taşıyacaktır. Vefa, işte o anda vazifesini yerine getirecektir.

Kütüphane açılışında Kur’an-ı Kerim okundu, şehitlerimiz için dua edildi. Öğrencilerle kitaplar, hatıralar ve formalar paylaşıldı. Selma Öğretmen’in yıllar önce ders verdiği öğrencisine duyduğu sevgi, okul koridorlarında yeniden karşılık buldu. Öğretmenlik mesleğinin sınıf kapısı kapandığında sona ermediğini gösteren en güzel örneklerden biri yaşandı.

Programa Niğde Vali Yardımcısı Baha Büyükkaymakçı, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Uslu, Niğde İl Millî Eğitim Müdürü Elif Özbek, Yunus Emre Anadolu Lisesi Müdürü Abdullah Taşpınar, Niğde Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile Türkiye Gaziler ve Şehit Aileleri Vakfı Niğde Şubesi Başkanı Ömer Demir, şehit ailesi, öğretmenler, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Bilal Çilkaya’nın gayreti, Selma Arıcı’nın vefası ve kurumların desteğiyle Yiğitcan’ın adı kalıcı bir eğitim yuvasına emanet edildi.

Selma Öğretmen’e yazdığı mektup, bağışladığı kitaplar ve yıllara meydan okuyan vefası için teşekkür ediyorum. Bilal Hocamıza, emeği geçen kurumlara ve Yiğitcan’ın hatırasına sahip çıkan Niğdelilere şükranlarımı sunuyorum.

Aziz şehidimiz Piyade Yüzbaşı Yiğitcan Çiğa’yı rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum.

Mersin’den çıkan kitaplar Niğde’de bir kütüphaneye ulaştı.

Selma Öğretmen’in mektubu yerine vardı.

Yiğitcan’ın adı artık gençlerin elinde yaşayacak.

Vesselam.