
Aynı şehirde yaşayıp birbirimizin hayatına hiç dokunmadan geçip gidiyorsak, gerçekten aynı şehirde mi yaşıyoruz? Geçtiğimiz günlerde Mersin’de düzenlenen sosyal etkinlikler üzerine düşünürken aklıma bu soru takıldı:
Ne zaman aynı sokakları paylaşan yabancılara dönüştük?
Aynı apartmanda oturuyoruz, birbirimizi tanımıyoruz. Aynı kafede yan yana masalarda saatler geçiriyor, birbirimize selam vermiyoruz. Aynı sahilde yürüyor, aynı trafikte bekliyor, aynı şehir hakkında şikâyet ediyoruz. Ama birbirimizin hikâyesini bilmiyoruz. Üstelik hiç olmadığı kadar “bağlantıdayız”.
Telefonumuzda yüzlerce kişi var. Sosyal medyada binlerce insanın hayatını takip ediyoruz. Sabah kimin nerede kahve içtiğini, akşam kimin hangi restorana gittiğini biliyoruz. Ama bazen cuma akşamı geldiğinde birlikte bir kahve içebileceğimiz birini bulmakta zorlanıyoruz. Modern şehir hayatının en büyük çelişkilerinden biri bu olsa gerek:
Kalabalıkların içinde giderek yalnızlaşıyoruz. Geçenlerde sahilde kızımla voleybol oynarken bir kalabalığa denk geldim kahkaha seslerini duyunca yanlarına gittim tanıştık
Mersin’de zaman zaman insanların bir araya gelmesine vesile olan sosyal etkinlikler düzenleniyormuş bilmiyordum. Mersin Sosyal Rota da bu tür buluşmalara örnek gösterilebilecek oluşumlardan biri. Mersin Sosyal Rota’nın ve benzeri etkinlik gruplarının en güzel tarafı, insanlara yalnızca vakit geçirecekleri bir program sunmaları değil; birbirlerini tanımaları için doğal bir ortam oluşturmaları. İlk bakışta çok basit görünüyor. Bir etkinliğe katılıyorsunuz. Bir masaya oturuyorsunuz. Karşınızdaki insanı tanımıyorsunuz. “Merhaba” diyorsunuz. Belki o insanla bir daha hiç karşılaşmayacaksınız, belki de yıllarca sürecek bir arkadaşlığın ilk cümlesini kuruyorsunuz. İşin güzel tarafı tam da burada. Çünkü yetişkinlikte yeni insanlarla tanışmak sandığımız kadar kolay değil. Çocukken böyle değildi. Parkta yanımıza gelen çocuğa “Adın ne?” der, beş dakika sonra birlikte oynardık, okulda yan sıraya biri oturur, arkadaşlık kendiliğinden başlardı. Üniversitede aynı kantinde karşılaşır, kısa bir sohbetle yeni bir çevrenin parçası olurduk. Sonra büyüdük. İş hayatı başladı, Sorumluluklar arttı, çevreler daraldı. Bir noktadan sonra hayatımız iş, ev ve zaten tanıdığımız birkaç insan arasında dönmeye başladı. Yeni biriyle tanışmak bile neredeyse özel bir organizasyon gerektiren bir şeye dönüştü. Bu nedenle sosyal etkinliklerin değerini yalnızca eğlence açısından değerlendirmemek gerekiyor. Mersin Sosyal Rota gibi oluşumlar, insanların günlük hayatın daralan çevresinden çıkıp yeni insanlarla tanışmasına, farklı hikâyeler dinlemesine ve kendisini bir topluluğun parçası gibi hissetmesine imkân sağlıyor. Bazen ihtiyaç duyduğumuz şey büyük değişimler değil, yalnızca bir araya gelebileceğimiz samimi bir ortamdır.
Şehir Sadece Binalardan Oluşmaz
Bir şehrin kalitesini konuşurken genellikle yolları konuşuyoruz. Trafiği konuşuyoruz. Parkları, binaları, yatırımları konuşuyoruz. Bunların hepsi önemli. Ama şehir dediğimiz şey yalnızca fiziksel bir alan değildir. Şehir aynı zamanda insan ilişkileridir.
Bir kentte insanlar birbirleriyle ne kadar temas ediyor? Yeni gelen biri o şehre ne kadar kolay karışabiliyor? Gençler nerede sosyalleşiyor? Orta yaşındaki biri yeni bir arkadaş çevresini nasıl oluşturuyor? Tek başına yaşayan biri hafta sonunu geçirmek için hangi sosyal alanlara sahip? Bence bir şehrin yaşam kalitesini ölçerken biraz da bunlara bakmalıyız. Mersin bu konuda büyük bir avantaja sahip. Sahili var, parkları var, kafeleri var, üniversiteleri var. Kültür ve sanat alanları var. Kültür ve sanat alanları var. Ve en önemlisi, farklı şehirlerden ve farklı kültürlerden gelen çok sayıda insanı var. Aslında elimizde büyük bir sosyal potansiyel bulunuyor. Mesele, o insanları birbirleriyle buluşturabilmek. Az önce örneğini verdiğim Mersin Sosyal Rota gibi gruplar da tam bu noktada önemli bir işlev üstleniyor. İnsanların yalnızca bir etkinliğe katılmasını değil, yaşadığı şehirle daha güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor.
Daha Fazlasını Yapabiliriz
Bu nedenle şehirde bu tür etkinliklerin çoğalmasını önemsiyorum. Sadece eğlence organizasyonlarından söz etmiyorum. Kitap buluşmaları yapılabilir, sahilde yürüyüş grupları kurulabilir, bisiklet turları düzenlenebilir, yeni mezun gençlerle iş dünyasını buluşturan sohbetler yapılabilir. Fotoğraf gezileri, gastronomi buluşmaları, masa oyunları geceleri, yabancı dil konuşma kulüpleri, doğa yürüyüşleri ve gönüllülük faaliyetleri düzenlenebilir. Mersin’e yeni taşınan insanların birbirleriyle tanışabileceği buluşmalar yapılabilir.
Düşünsenize…İşi nedeniyle Mersin’e taşınmış bir insan var. Kimseyi tanımıyor. Mersin Sosyal Rota gibi bir grubun düzenlediği etkinliğe katılıyor. Orada birkaç kişiyle tanışıyor. Bir süre sonra Mersin, o insan için yalnızca çalıştığı şehir olmaktan çıkıyor.
Yaşadığı şehre dönüşüyor.
Bence aidiyet biraz böyle oluşuyor. Bir şehre ait olmak, yalnızca o şehirde ikamet etmekle değil; orada anılar biriktirmek, dostluklar kurmak ve kendini o hayatın içinde hissetmekle mümkün oluyor.
Belediyelere ve Kurumlara da İş Düşüyor
Bu noktada yalnızca sosyal gruplara değil, yerel yönetimlere, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına ve özel işletmelere de görev düşüyor. Her şeyi kurumların düzenlemesi gerekmiyor. Bazen yapılması gereken yalnızca alan açmaktır. Gençlerin ücretsiz kullanabileceği buluşma noktaları…
Mahalle ölçeğinde etkinlik alanları…Amatör toplulukların faaliyet gösterebileceği mekânlar, sahilde ve parklarda sosyal etkinliklere uygun düzenlemeler, insanların kendi etkinliklerini üretmelerini kolaylaştıracak küçük destekler. Bunların her biri şehir hayatını daha canlı ve daha paylaşılabilir hâle getirebilir.
Mersin Sosyal Rota gibi oluşumların daha fazla desteklenmesi, farklı sosyal grupların bir araya gelmesini sağlayacak yeni alanların oluşturulması, kentteki sosyal hayatı güçlendirebilir. Çünkü bazen büyük bütçeli bir organizasyonun yaratamadığı etkiyi, aynı masanın etrafına oturan birkaç insan yaratabilir. Bir sohbet yeni bir arkadaşlığın başlangıcı olabilir. Bir buluşma, uzun zamandır aranan bir dayanışma duygusunu ortaya çıkarabilir. Bir etkinlik, insanın yaşadığı şehre bakışını değiştirebilir.
Belki de İhtiyacımız Olan Şey Çok Basit
Bugün özellikle gençler arasında yalnızlık ve sosyal çevre kurma meselesinin giderek daha fazla konuşulduğunu görüyoruz. Belki çözümün tamamı değil ama bir parçası düşündüğümüzden çok daha basit olabilir. Telefonu cebimize koymak, evden çıkmak, bir etkinliğe katılmak, hiç tanımadığımız bir insanın karşısına oturmak.
Ve o eski, basit kelimeyi yeniden hatırlamak:
“Merhaba.”
Mersin Sosyal Rota’nın ve Mersin’de düzenlenen benzeri sosyal etkinliklerin bana hatırlattığı şey tam olarak bu. Şehirleri sadece belediyeler, yollar, binalar ve yatırımlar kurmuyor. Şehirleri biraz da birbirini hiç tanımayan insanların yollarının kesişmesi kuruyor. Bugün aynı masaya oturan iki yabancı, yarın birbirinin en yakın dostu olabilir. Bir başka masada yeni bir iş fikri doğabilir. Başka bir etkinlikte insanlar ortak bir ilgi alanı keşfedebilir. Bazen de insan, yalnızca kendisi gibi hisseden başka insanların var olduğunu fark edebilir. Hayatın güzel tarafı da biraz burada. Bütün hikâye, evden çıkmaya karar vermekle başlıyor. Daha sosyal, daha sıcak ve daha yaşanabilir bir Mersin için ihtiyacımız olan ilk şey her zaman büyük projeler olmayabilir. Bir masa, birkaç sandalye ve birbirine “merhaba” demeye hazır insanlar yeterlidir. Çünkü bir şehri yaşanabilir kılan yalnızca sahip olduğu imkânlar değil, insanların o imkânları paylaşma biçimidir. Mersin’in daha canlı bir sosyal hayata kavuşması için hepimize görev düşüyor. Böyle oluşumların çoğalması, farklı ilgi alanlarına yönelik etkinliklerin desteklenmesi, daha fazla ortak alan oluşturulması…
Mersin’in daha sıcak, daha canlı ve daha yaşanabilir olması, belki de bugün kuracağımız tek bir cümleyle başlayacak…Esen kalın.