“Sahi, çabuk mu büyüdük?”
Bir zamanlar gelmesini heyecanla beklediğimiz bayramlar şimdi takvim yapraklarının
arasında sessizce gelip geçiyor… Oysa eskiden Kurban Bayramı demek; günler öncesinden
başlayan hazırlıklar, sabaha karşı uykulu gözlerle uyanılan telaşlar ve daha güneş doğmadan
bütün mahalleyi saran o tarifsiz bayram kokusu demekti.
Bayram sabahları bambaşka olurdu eskiden… Sokakların üzerinde henüz serin bir sabah
sessizliği dolaşırken, mutfaklardan yükselen kavurma kokusu ince ince mahalleye yayılırdı.
Çayın buğusu camları hafifçe buğulandırır, mutfaktan gelen tabak çanak sesleri evin içinde
bayramın başladığını haber verirdi. Büyükler en temiz kıyafetlerini özenle giyer, çocuklar ise
gece başucuna koydukları bayramlıklarına heyecandan defalarca bakardı. Rugan
ayakkabıların o ilk sert sesi, ütü kokusu sinmiş gömlekler ve aynanın karşısında durmadan
dönen çocuklar… Hepsi bayramın sessiz birer hatırasıydı.
Sokaklar bugünkü kadar suskun değildi o zamanlar. Her kapının önünde bir telaş, her
pencerede başka bir hayat vardı. Bir evden kahkaha yükselir, başka bir evden kolonya kokusu
taşardı sokağa. Kapılar birer birer çalınır, tokalaşmaların arasına “Hayırlı bayramlar” cümlesi
karışırdı. Avlularda kurulan uzun sofralar, üstü dantel örtülü masalar ve bakır tabaklardan
yükselen sıcak yemek kokuları mahalleyi adeta tek bir ev gibi birleştirirdi.
Çocuklar ellerinde rengârenk poşetlerle kapı kapı dolaşırdı. Ceplerine doldurdukları şekerlerin
çıkardığı hışırtı bile mutluluk sebebiydi. Büyüklerin nasırlı ellerini öperken alınan harçlık
kadar, baş okşayan o sıcak eller de unutulmazdı. Çünkü bayram sadece ziyaret değildi;
insanın içini yumuşatan, kalbini genişleten bir duyguydu.
Bir evde pişen yemek başka bir eve gönderilir, kimsenin sofrası eksik bırakılmazdı. Komşular
birbirinin kapısını çalmadan geçmez, yaşlıların hatırı sorulmadan bayram tamam sayılmazdı.
Aynı sofranın etrafında toplanıp edilen dualar, çay bardaklarının ince sesi ve fonda usulca
çalışan televizyon… Şimdi düşününce insan anlıyor; meğer bayramı güzel yapan şey
kalabalık değil, o kalabalığın içindeki samimiyetmiş.
Şimdi zaman değişti… Bayramlar biraz daha sessiz, biraz daha telaşlı belki. Ama bazen bir
kolonya kokusunda, eski bir aile fotoğrafında ya da uzaktan gelen çocuk kahkahalarında o
günler yeniden gelip oturuyor insanın kalbine.
Çünkü bazı bayramlar geçmiyor… Sadece insanın içinde büyüyen bir özleme dönüşüyor.
Sağlıklı, huzurlu, bereketli ve sevdiklerinizle birlikte nice güzel bayramlar geçirmeniz
dileğiyle…