İlerlemek yetmez; yön, süreklilik, doğru zemin ve birlikte hareket edebilmek de gerekir.
Mersin’in en uzak ilçelerinden biri olan Anamur’da, konuşmacı olarak katıldığım bir TÜBİTAK projesi kapsamında sunumumu yaparken gözlerinden merakla karışık hayret fışkıran bir ilkokul öğrencimiz, sunum bitince yanıma gelip şöyle bir soru sordu:
“İnsan nasıl büyür?”
Üç kelimeden oluşuyordu ama anlamı bir o kadar derin, çağrıştırdıkları ise oldukça giriftti. Yaşını da düşünerek ona şöyle cevap verdim:
“İnsan okudukça, araştırdıkça, çalıştıkça, gördükçe büyür. Büyürken hayret etmeyi unutmayın. Hayretten gayret, gayretten de başarı doğar.”
Etkinlik sona erdi. Eve döndüm. Gece uyumaya çalışırken o soru yeniden aklıma geldi: İnsan nasıl büyür?
Verdiğim cevap yanlış değildi ama eksikti. Çünkü insanın büyümesi yalnızca okumakla, çalışmakla ya da çok şey görmekle açıklanabilir miydi? Bazı insanlar çok çalıştığı hâlde neden olduğu yerde kalıyordu? Aynı yeteneklere sahip iki insandan biri gelişirken diğeri neden geride kalıyordu? Çevrenin, karşılaşılan engellerin ve birlikte yol alınan insanların bunda nasıl bir payı vardı?
Eve döndüğüm gece zihnimde bir kartopu belirdi.
Bu yazı, Anamur Köprübaşı İlkokulundaki o erik gözlü yavrumuza ithaf edilmiştir. Umarım bir gün yolumuz yeniden kesişir ve o gün birkaç cümleyle cevap verdiğim sorusuna, sonradan araştırıp üzerinde düşünerek geliştirdiğim bu cevabı ona da okuma fırsatı bulurum.
Evet yavrum, insan nasıl büyür?
Bir kartopunu karın üzerinde yuvarladığımızı düşünelim. İlerledikçe çevresindeki karı toplar, ağırlaşır ve büyür. Bir süre sonra hareketinin kendisi büyümenin kaynağı hâline gelir. İnsan hayatında da buna benzeyen süreçler vardır. Öğrendikçe yeni şeyler öğrenmek kolaylaşır; bir deneyim başka bir deneyimin kapısını açar; kurulan bir ilişki yeni bir projeye, proje başka bir beceriye, beceri ise yeni bir fırsata dönüşebilir. Başlangıçta küçük görünen kazanımlar birbirinin üzerine eklenerek zamanla çok daha büyük bir gelişim alanı oluşturabilir.
Bilimsel literatürde bu düşüncenin en güçlü karşılıklarından biri kümülatif avantaj kavramıdır. Sosyolog Robert K. Merton’un 1968’de bilim dünyasındaki ödül ve görünürlük mekanizmalarını açıklarken kullandığı Matthew Etkisi, başlangıçta avantajlı konumda bulunanların sonraki süreçlerde yeni avantajlar elde edebilmesini anlatır. Merton 1988’de bu mekanizmayı kümülatif avantaj çerçevesinde daha ayrıntılı biçimde ele almıştır. Bir araştırmacının görünürlük kazanması yeni fırsatları, fırsatlar yeni çalışmaları, yeni çalışmalar da daha fazla görünürlüğü beraberinde getirebilir. Eğitim alanında da benzer birikimli örüntüler gözlenebilir. Örneğin Stanovich’in okuma gelişimine ilişkin Matthew Etkisi yaklaşımı, erken dönemde oluşan bazı farklılıkların zaman içinde genişleyebildiğini göstermektedir.
Kartopunun ilk dersi burada ortaya çıkıyor:
Kartopu ilerledikçe büyür.
Fakat insan gelişimini yalnızca bu cümleyle açıklamak yeterli değildir. Çünkü her hareket büyüme anlamına gelmez. Bir insan çok çalışabilir, sürekli meşgul olabilir ve yine de yanlış bir hedefe doğru ilerliyor olabilir. Hatta bazen hız, gelişim yanılsaması yaratabilir. Çok şey yapmak ile doğru şeyleri yapmak aynı değildir.
Bu nedenle kartopu metaforuna bir unsur daha eklemek gerekir: yön.
Kişisel hedefler ve öz-düzenleme üzerine yapılan araştırmalar, başarılı hedef takibinin yalnızca ısrar etmekten oluşmadığını gösteriyor. İnsan kimi zaman devam etmeli, kimi zaman yöntemini değiştirmeli, kimi zaman da artık işlevini kaybetmiş bir hedeften vazgeçebilmelidir. Hedefe bağlılık kadar hedefi yeniden değerlendirebilmek de gelişimin parçasıdır.
Bu nedenle Kartopu Gelişim Modeli’nin ilk temel önermelerinden biri şudur:
İlerlemek tek başına yeterli değildir; doğru yönde ilerlemek gerekir.
Çünkü yanlış yönde hız kazanmak da mümkündür.
Yönün ardından süreklilik gelir. Kartopunu birkaç metre yuvarlayıp sonra bırakırsanız büyüme durur. İnsan gelişiminde de kısa süreli yoğun çabaların kalıcı sonuç üretmesi her zaman mümkün değildir. Bir yabancı dili öğrenmek, akademik üretim yapmak, spor yapmak, yazmak, araştırmak ya da mesleki bir beceri geliştirmek süreklilik gerektirir.
Küçük adımlar başlangıçta önemsiz görünebilir. Fakat birbirine eklenmeye başladıklarında fark yaratırlar. Kartopu da tek dönüşte büyümez; her dönüşünde biraz daha kar toplar. Bugünkü çalışma yarın yapılacak işi kolaylaştırıyorsa, bugünkü deneyim sonraki adımın zeminini hazırlıyorsa birikimli gelişim başlamış demektir.
Burada önemli olan yalnızca hareket etmek değil, hareketin birikime dönüşmesidir.
Ancak kartopu metaforunun bana göre en güçlü tarafı bundan sonra başlıyor: zemin.
Kartopu karın üzerinde büyür. Asfaltın üzerinde aynı biçimde büyümez. Sıcak bir zemine bırakırsanız küçülmeye, sonunda erimeye başlar. Aynı kartopu, aynı büyüklükte ve aynı hareket kabiliyetine sahip olduğu hâlde farklı ortamlarda tamamen farklı sonuçlarla karşılaşabilir.
Psikolojide ve örgütsel davranış alanında incelenen kişi–çevre uyumu (person–environment fit) yaklaşımı da insanı çevresinden bağımsız düşünmemenin önemine işaret eder. Bireyin özellikleri kadar bulunduğu çevrenin özellikleri ve ikisi arasındaki uyum da sonuçlar üzerinde etkilidir.
Bir insan bir kurumda sınırlandırılırken başka bir kurumda gelişebilir. Bir öğrenci bir sınıfta başarısız görünürken başka bir eğitim ortamında kendini gösterebilir. Bir araştırmacı doğru ekip, doğru çalışma kültürü ve doğru imkânlarla karşılaştığında kısa zamanda önemli gelişmeler gösterebilir.
Bu yüzden bazen üzerinde durmamız gereken soru insanın neden büyüyemediği değildir.
Bazen sorun kartopunda değildir; zemindedir.
Bu düşünce, başarıyı yalnızca bireyin iradesi ve çalışkanlığıyla açıklayan anlayışı da sorgulamayı gerektiriyor. “Yeterince çalışsaydı başarırdı”, “İsteseydi yapardı” ya da “Daha fazla uğraşmalıydı” demek kolaydır. Oysa insan boşlukta yaşamaz. Aile, okul, kurum, çalışma arkadaşları, yöneticiler, ekonomik imkânlar, sosyal çevre ve erişilebilen fırsatlar gelişimin gerçekleştiği zemini oluşturur.
Doğru insan yanlış çevrede küçülebilir. Aynı insan uygun koşullarda büyüyebilir.
Kartopu metaforundaki bir başka unsur ise engellerdir. İlk düşüncemde bunu çok daha kesin bir ifadeyle kurmuştum:
“Engeller insanı büyütür.”
Fakat bilimsel açıdan burada daha dikkatli olmak gerekiyor. Her zorluk insanı geliştirmez. Bazı güçlükler öğretir, bazıları yıpratır, bazıları hareketi tamamen durdurabilir. Psikolojik dayanıklılık üzerine yapılan çalışmalar da insanların güçlükler karşısındaki sonuçlarının aynı olmadığını ortaya koyuyor. Bireysel özelliklerin yanında sosyal ve çevresel kaynaklar da bu sürece eşlik eder.
Dolayısıyla cümleyi biraz değiştirmeliyiz:
Engeller, doğru koşullar oluştuğunda gelişimin hammaddesine dönüşebilir.
Kartopu bazen bir taşa çarpar. Parçalanabilir, yön değiştirebilir ya da farklı bir güzergâha girebilir. İnsan hayatında başarısızlık, reddedilme, eleştiri veya beklenmedik bir sorun da benzer bir işlev görebilir. Burada belirleyici olan yalnızca engelin varlığı değil, engelle karşılaşıldıktan sonra ne yapıldığıdır. Bir hata yeni bir yöntem öğretebilir. Bir reddedilme başka bir yolun kapısını açabilir. Bir sorun insanı önceliklerini yeniden değerlendirmeye yöneltebilir.
Kartopu metaforunu yalnızca bireysel gelişimle sınırladığımızda ise bana göre en önemli parçalardan birini kaybederiz. Çünkü insanın gelişimi çoğu zaman tek başına gerçekleşmez. Hayatımızın belirli bir noktasından sonra ekip, iş birliği ve ortak hareket giderek daha önemli hâle gelir.
Kartopu doğal koşullarda çoğunlukla aşağı doğru ilerler. Yerçekimi ona yardım eder. İnsan hayatında ise yol her zaman aşağı eğimli değildir.
Bazen önümüzde bir yokuş vardır.
Bireysel güç belirli bir noktaya kadar yeter; bazı yokuşlar ise tek başına çıkılamaz.
İşte burada ekip ruhu devreye girer.
Bir kartopunu tek kişi yokuş yukarı itmekte zorlanabilir. Aynı yönde güç uygulayan birkaç insan ise onu yukarı taşıyabilir. İnsan hayatında da iyi bir ekip yalnızca görevleri paylaşan kişilerin toplamı değildir. Gerçek ekip ruhunda insanlar birbirlerinin eksiklerini tamamlar, bilgiyi paylaşır, yükü bölüşür, sorun karşısında birlikte düşünür ve ortak hedef için bireysel güçlerini aynı yöne çevirir.
Albert Bandura’nın kolektif yeterlik (collective efficacy) yaklaşımı burada güçlü bir bilimsel karşılık sunuyor. Bandura, insanların ortak eylem yoluyla sonuç üretebileceklerine ilişkin paylaşılan inançlarının grubun motivasyonu, güçlükler karşısındaki dayanıklılığı ve performansıyla ilişkili olduğunu vurgular.
Burada destek ile ekip ruhunu birbirinden ayırmak gerekir. Destek, bir insan zorlandığında başka birinin ona yardım etmesidir. Ekip ruhunda ise amaç baştan ortaktır. Sorun birlikte sahiplenilir, bilgi birlikte üretilir, sorumluluk paylaşılır ve başarı ortaklaşır.
Bir öğretmen öğrencisinin kartopunu itebilir. Bir mentor genç bir araştırmacının yolunu açabilir. Bir yönetici çalışanına alan yaratabilir. Bunların hepsi değerlidir ve desteğin örnekleridir.
Fakat gerçek ekip çalışmasında başka bir şey olur:
Herkes birbirinin kartopunu itmez; bazen tek bir kartopunu birlikte büyütürler.
Bir projede birinin bilimsel bilgisi, diğerinin saha deneyimi, bir başkasının iletişim gücü ve başka birinin teknik becerisi birleşebilir. Hiç kimse tek başına bütün yeterliklere sahip olmayabilir. Ortak hareket başladığında bireysel sınırlılıklar birbirini tamamlayan güçlere dönüşür.
Bu nedenle ekip yalnızca yapılan işi hızlandırmaz. Bazen tek başına mümkün olmayacak bir işi mümkün hâle getirir. Tek kişinin değiştiremeyeceği yönü değiştirir, tek kişinin taşıyamayacağı yükü taşır ve bireysel kapasitenin ötesinde sonuçlar üretir.
Bazen kartopu kendi kendine büyümez; birlikte büyütülür.
Buradan hareketle, bu yazıda Kartopu Gelişim Modeli adını verdiğim kavramsal öneriyi altı ana unsur üzerinden düşünebiliriz:
Hareket, yön, süreklilik, uygun zemin, destek ve ekip ruhu.
Engeller ise bütün bu sürecin içinde gelişimin yönünü değiştirebilen bir etken olarak yer alır. Bazen hareketi yavaşlatır, bazen durdurur, bazen de uygun koşullarda yeni deneyimlerin ve becerilerin ortaya çıkmasına katkı sağlar.
Modeli sembolik biçimde şöyle ifade edebiliriz:
Gelişim = Hareket × Yön × Süreklilik × Uygun Zemin × Destek × Ekip Ruhu
Bu bir matematik denklemi değildir ve böyle okunmamalıdır. Ampirik olarak sınanmış bağımsız bir teori iddiası da taşımaz. Burada amaç, bilimsel literatürde ayrı ayrı ele alınan bazı gelişim mekanizmalarını kartopu metaforu üzerinden birlikte düşünmeyi sağlayan kavramsal bir çerçeve önermektir.
Çarpma işareti de bilinçli bir tercihtir. Çünkü bu unsurlardan birinin ciddi biçimde zayıflaması bütün sürecin sonucunu değiştirebilir. Çok hareket edip yanlış yönde gidebiliriz. Doğru yönde gidip devam etmeyebiliriz. Sürekli çalışıp yanlış ortamda bulunabiliriz. Uygun bir ortamda olup gerekli desteği görmeyebiliriz. Bireysel olarak çok güçlü olduğumuz hâlde birlikte çalışmayı beceremediğimiz için daha büyük hedeflere ulaşamayabiliriz.
Kartopu büyüdükçe başka bir özellik daha ortaya çıkar. Büyümek, sonraki büyümelerin önünü açabilir. Bir beceri yeni bir fırsata dönüşür; fırsat yeni bir deneyim getirir; deneyim başka bir yeterlik kazandırır; yeterlik yeni insanlarla ve yeni projelerle buluşmayı sağlar. Böylece gelişim, kendi kendisini besleyen bir döngüye dönüşebilir.
Bu tarafıyla Kartopu Gelişim Modeli, Merton’un kümülatif avantaj yaklaşımıyla buluşur. Fakat modele eklediğimiz yön, zemin, engeller, destek ve ekip ruhu bize başka bir şeyi de hatırlatır:
Büyüme otomatik değildir.
Geçmişte büyümüş olmak gelecekte de büyüyeceğimiz anlamına gelmez. Büyük bir kartopu da sıcak bir zemine geldiğinde eriyebilir. Geçmişte işe yarayan yöntemler yeni koşullarda etkisini kaybedebilir. Çevre değişebilir, hedef değişebilir, ekip dağılabilir, yön yanlış seçilebilir.
Bu nedenle gelişim bir kez kazanılıp ömür boyu korunan sabit bir durum değildir. Sürekli yeniden üretilen bir süreçtir.
İnsan gelişimini yalnızca “çalıştı ve başardı” cümlesiyle anlatmak bu yüzden bana hep eksik gelecek. İnsan hareket eder, yönünü arar, bazen durur, bazen yanlış yere gider, bulunduğu çevreden etkilenir, engellerle karşılaşır ve çoğu zaman başka insanlarla birlikte yol alır. Bazen bireysel gayret yeterlidir. Bazen doğru bir öğretmen, mentor ya da yönetici gerekir. Bazense başarının asıl kaynağı ortak bir amaç etrafında birleşmiş iyi bir ekiptir.
Kartopu Gelişim Modeli tam olarak bunu anlatmaya çalışıyor.
İlerlemek yetmez; doğru yönde ilerlemek gerekir.
Vesselam.
Doğru yön yetmez; hareketi sürdürmek gerekir. Süreklilik yetmez; uygun bir zemine ihtiyaç vardır. Uygun zemin de her zaman yetmez; bazen destek gerekir. Bazı hedeflerde ise bireysel destekten daha fazlasına, ortak amaç etrafında birleşmiş gerçek bir ekip ruhuna ihtiyaç duyarız.
Çünkü insan her yokuşu tek başına çıkamaz.
Belki de o gün Anamur’daki küçük öğrencimize bugün cevap verecek olsaydım şöyle derdim:
İnsan okuyarak, araştırarak, çalışarak ve görerek büyür yavrum. Ama bunlar kadar nereye doğru gittiğin, bulunduğun yerin seni besleyip beslemediği, düştüğünde yeniden hareket edip edemediğin ve kimlerle birlikte yürüdüğün de önemlidir. Büyürken hayret etmeyi unutma. Hayretten gayret doğsun. Gayretini doğru yöne çevir. Yoluna iyi insanlar kat. Sen onların kartopunu it, gerektiğinde onlar da seninkini itsin.
Çünkü.
Bazı kartopları yuvarlanarak büyür, bazıları ise birlikte itilerek yokuş yukarı çıkar.
Sonuçta kartopunun ne kadar büyüyeceğini yalnızca ne kadar hareket ettiği belirlemez. Nereye doğru gittiği, ne kadar süre hareket ettiği, hangi zeminde bulunduğu, karşısına hangi engellerin çıktığı ve en önemlisi kimlerle birlikte yol aldığı da belirler.
Vesselam.
Kaynakça
Bandura, A. (2000). Exercise of human agency through collective efficacy. Current Directions in Psychological Science, 9(3), 75–78. https://doi.org/10.1111/1467-8721.00064
Brandstätter, V., & Bernecker, K. (2022). Persistence and disengagement in personal goal pursuit. Annual Review of Psychology, 73, 271–299. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-020821-110710
Masten, A. S. (2001). Ordinary magic: Resilience processes in development. American Psychologist, 56(3), 227–238. https://doi.org/10.1037/0003-066X.56.3.227
Merton, R. K. (1968). The Matthew effect in science. Science, 159(3810), 56–63. https://doi.org/10.1126/science.159.3810.56
Merton, R. K. (1988). The Matthew effect in science, II: Cumulative advantage and the symbolism of intellectual property. Isis, 79(4), 606–623. https://doi.org/10.1086/354848
Stanovich, K. E. (1986). Matthew effects in reading: Some consequences of individual differences in the acquisition of literacy. Reading Research Quarterly, 21(4), 360–407. https://doi.org/10.1598/RRQ.21.4.1
Van Vianen, A. E. M. (2018). Person–environment fit: A review of its basic tenets. Annual Review of Organizational Psychology and Organizational Behavior, 5, 75–101. https://doi.org/10.1146/annurev-orgpsych-032117-104702