Bazı geceler vardır ki sadece yaşandığı günü değil, bir milletin hafızasını da değiştirir.

15 Temmuz 2016 işte böyle bir geceydi.

Millet iradesine yöneltilen hain darbe girişimi karşısında milyonlarca insan, siyasi görüşünü, makamını, mesleğini bir kenara bırakarak tek yürek oldu. O gece sokaklara çıkanlar sadece bir darbeye değil, Türkiye'nin karanlık geleceğine de "dur" dedi. Ardından günlerce süren demokrasi nöbetleri ise milletimizin demokrasiye ve bağımsızlığına sahip çıkma iradesinin en güçlü sembollerinden biri olarak tarihe geçti.

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü'nün 10. yılında o günlerden bir hatıra yeniden zihnimde canlandı.

Mersin Cumhuriyet Meydanı…

Ben de ilk günden itibaren o meydandaydım. Meydana her gelişimde insanların gözlerindeki kararlılığı, ellerindeki ay yıldızlı bayrakları ve yüreklerindeki vatan sevgisini görüyordum. O günlerde hiçbir makamın, hiçbir unvanın, hiçbir siyasi kimliğin önemi yoktu. Meydanda tek bir kimlik vardı; Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu vatandaşları olmak.

Demokrasi nöbetlerinin üçüncü günüydü.

Vali yardımcıları, komutanlar ve kaymakamların da bulunduğu bir ortamda dönemin bir milletvekili, "Alanın fotoğraflarını çektiriyorum. Birçok bürokrat nöbete gelmemiş." diyerek sitemini dile getirdi.

Söz istedim.

"Sayın Vekilim," dedim, "Biz de buradayız. Bürokratların önemli bir kısmı da burada. Her fırsatta bürokratları hedef göstermek kolaydır ama doğru değildir."

Sonra asıl dikkat çekmek istediğim noktayı ifade ettim.

"Eğer gerçekten bir eksiklik aranıyorsa, çevremize bakalım. Burada kendi imkânlarıyla vatandaşlara kumanya dağıtan iş insanları var. Ancak binlerce üyeyi temsil eden meslek odalarının başkanları yok. Sivil toplum kuruluşlarının önemli bir bölümü yok. Ticaret dünyasının önde gelen isimleri yok. Oysa kendi sektörleriyle ilgili en küçük bir sorun olduğunda siyasetin kapısını ilk çalanlar da çoğu zaman yine onlar oluyor."

Dönemin milletvekili Sayın Aytur Bey, "Haklı bir eleştiri yaptınız, bunu dikkate alacağım." diyerek teşekkür etmişti.

Aradan tam on yıl geçti.

Bu yıl düzenlenen 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü programını da baştan sona takip ettim. Millet Bahçesi'nden başlayan yürüyüşten Cumhuriyet Meydanı'ndaki programa kadar kortejin tamamını izledim.

Ve üzülerek söylemeliyim ki...

On yıl önce gördüğüm fotoğrafın büyük ölçüde değişmediğini gördüm.

Başta Mersin Valisi Sayın Atilla Toros olmak üzere kamu kurumlarının yöneticileri ve çalışanları programa büyük bir hassasiyet göstermişti. Ellerinde Türk bayraklarıyla yürüyen kamu görevlileri, gençler, kadınlar, yaşlılar ve çocuklar; millet olmanın gururunu hep birlikte yaşıyordu. Cumhuriyet Meydanı yine millî birlik ruhunun en güçlü adreslerinden biri olmuştu.

Ancak gözler yine aynı isimleri aradı.

Mersin'in ekonomik hayatına yön veren iş dünyasının önemli temsilcileri neredeydi?

Binlerce üyeyi temsil eden meslek odalarının yöneticileri neden bu tabloda yoktu?

Sivil toplum kuruluşlarının büyük bölümü neden bu anlamlı günde görünmeyi tercih etmedi?

Mersin'in 13 milletvekilinin tamamını aynı fotoğraf karesinde neden göremedik?

Evet...

AK Parti Mersin İl Başkanı Sayın Adem Aldemir ve il yönetiminin programa güçlü bir katılım sağladığı görüldü. Ancak Cumhur İttifakı'nın diğer paydaşlarının aynı hassasiyeti gösterememesi de dikkat çekti.

Şunu artık samimiyetle sormak gerekiyor:

15 Temmuz sadece devletin ve kamu görevlilerinin omuzlarında taşınacak bir hatıra mıdır?

Yoksa bu milletin ortak vicdanı, ortak hafızası ve ortak sorumluluğu mudur?

Devletimizin en üst makamları bugün hâlâ FETÖ tehdidinin tamamen sona ermediğini ifade ediyor. Güvenlik güçleri operasyonlarını sürdürüyor. Yetkililer sürekli uyarılarda bulunuyor.

Böylesine önemli bir süreçte 15 Temmuz'u yalnızca resmî protokol programı olarak görmek, o gecenin ruhunu eksik anlamaktır.

15 Temmuz; sadece geçmişte yaşanmış bir acının yıldönümü değildir.

15 Temmuz, millet iradesine sahip çıkmanın adıdır.

Demokrasiye sadakatin adıdır.

Bağımsızlığa bağlılığın adıdır.

Ve en önemlisi de vatan söz konusu olduğunda ayrılıkları bir kenara bırakabilmenin adıdır.

İşte bu yüzden iş dünyasının da, meslek odalarının da, sivil toplum kuruluşlarının da, bütün siyasi partilerin de bu ortak hafızaya aynı samimiyetle sahip çıkması gerekir.

Çünkü bazı günlerde bulunmak sadece bir protokol görevi değildir.

Bazı günlerde orada olmak, tarihe karşı bir sorumluluktur.

Bazı günlerde görünmek değil, gönülden orada olmak önemlidir.

Temennim odur ki 15 Temmuz'un 11. yılında çok daha farklı bir fotoğraf görelim.

Siyasi ayrılıkların değil, ortak değerlerin öne çıktığı...

Protokolün değil, millet olma bilincinin konuşulduğu...

Katılımın mecburiyetten değil, vicdandan kaynaklandığı...

Ve Mersin'in bütün dinamiklerinin aynı bayrağın altında omuz omuza durduğu bir fotoğraf...

Çünkü 15 Temmuz'u yaşatan yalnızca o gece meydanlara çıkan milyonlar değildir.

Asıl yaşatan, aradan yıllar geçse de o ruhu unutmayan, unutturmayan ve aynı kararlılıkla sahip çıkan insanlardır.

İşte gerçek millî birlik de tam olarak budur.