Robot

Benim adım 'Robot'. Herkesin anlayabildiği adım yani. Hani bilimkurgu filmlerinde görüp sonrasında günlük hayatınızda yavaş yavaş kullanmaya başladığınız teknolojinin son harikası olan aletlerdenim. Bugünlerde yürüyebilen, zıplayabilen, merdiven çıkabilen, hatta dans edebilen türlerimi bile yapıyorlar. Yakında insanların fiziksel olarak yapamadıkları işlerde hatta maalesef savaşlarda bile beni göreceksiniz.

Son zamanlarda yapay zeka teknolojisi sayesinde konuşabiliyorum bile. İnsanların hareketlerini takip ederek yapabileceklerini kestirebildiğim için akıllı robot da diyorlar bana. İnsansı robot teknolojisinin geldiği son noktayı kestirebilmek için bile yapay zekayı kullanıyorlar insanlar. Yapay zekalı insansı robotların gelecekte birçok işi üstlenerek insanların; işgücü olarak işlerini kolaylaştıracakları, onlarla arkadaşlık ederek sosyal manada destek sağlayacaklarından bahsediliyor.

Kemal Sunal serisinden birisi olan 'Japon İşi' filminde Kemal Sunal'ın sevdiği kadına benzetilmiş Fatma Girik'in canlandırdığı bir robot karakteriyle Türk sinemalarında ilk gördüğümüzde oldukça şaşırdığımız bir varlık olarak hafızalarımıza kazımıştık robotları.

O zamanlardan beridir birçok çizgi film, yabancı dizi ve filmlerde benzerlerini görerek alıştık toplumca. Evlerimize çamaşır makineleri ilk alındığında saatlerce oturup izlemiş bir toplum olarak şimdilerde robot süpürgelerin evde gezinerek temizlik yapmasını izliyoruz.

Çok yakın bir gelecekte robotların ve diğer teknolojik cihazların bir arada kullanımıyla hayatlarımızın tamamen değişebileceğinden bahsediliyor. Düşünsenize yapay zeka teknolojisiyle donatılmış otonom bir aracın içerisine bindiniz ve araca '-Merhaba beni işe götür' dediniz. Aracın o an sesinizi analiz ederek sizin psikolojinizi tahlil edip uygun müzikleri açması, uygun ısı ve ışıkla sizi gideceğiniz yere götürmesi sonucunda teknolojinin ruhunuzdaki yansımasını anlamış olacaksınız. 

Hatta ses tonunuzu analiz ederek o günkü psikolojinize uygun müzikler veya daha rahat rotalar seçerek seyahatinizde sizi rahatlatacak olmaları bile düşünülebilir. Bunun gibi örnekler çoğaldıkça bilimin daha da ilerleyerek teknolojiye yansıması sayesinde hayatımızı ne kadar kolaylaştırabileceğini göreceğiz.

Amerikan Patent Dairesi Başkanı Charles Duell'in 1899 yılında; ''Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek her şey icat edildi.'' sözünden bu yana geçen süre içerisinde baş döndürücü gelişmelerle ilerleyen bu yarışın sonunu tahmin edebilmek bile neredeyse güç. 

Fütürizm

Fütürizm (Gelecekçilik) denilen ve 20. yüzyılın başlarında İtalya'da ortaya çıkmış bu akımla ilgilenenler geleceğin nasıl şekillenebileceğini tahmin etmeye çalışıyorlar. Fakat yukarıda belirttiğim şekliyle Charles Duell'in yanılgısına düşen fütüristik düşünenler de yok değil. Fütüristlerin gelecekle ilgili bazı tasavvurlarını aşağıda sıralamaya çalıştım. Gelin birlikte inceleyelim.

Sıfır Büyüklükte Zeka: Hacimsel olarak küçük bir alanda daha çok veri depolanacağını öngören fütüristler teknolojik cihazların gitgide küçüleceğini ifade ediyorlar.

Uzay Hakkında Daha Fazla Bilgi ve Yolculuklar: Büyük yarışlara sahne olan bu mecrada zamanla insanlığın daha da ileriye gideceğini ve yeni teknolojiler ve uzaydan farklı yararlanma yollarının bulunacağı ifade ediliyor. Örneğin asteroit kuşağındaki değerli madenler içeren asteroitlerin uzay araçlarıyla dünya yörüngesine yakın yerlere çekilerek içlerindeki değerli madenleri dünyaya indirmek bunlardan sadece biri.

Zihin Kontrolü: Nörobilimciler yakın gelecekte farklı algoritmaları olan makinelerin, insan zihnini makinelerle okumanın yollarını bulabileceğini ifade ediyorlar. Bu durum etik problemler içerse de belki de farklı faydalar da barındırabileceğinden üzerinde konuşulması gereken bir konu diye düşünüyorum. Tabii ki bilim ve makinelerin yakında en içteki düşüncelerimize erişebileceğini bilmek biraz korkutucu bir durum. İnsanların düşüncelerine nöro-dalgalanma etkileri, insanların beyinlerini düşüncelerini ve isteklerini pazarlama ve reklam yoluyla manipüle ederek hedefleyen nöromarketing konusunda da büyük etik problemler yaşanabilir.


Yığın Veri: Zihin kontrolü konusunda tahmin edilen gelişmeler gözlenmese bile nöropazarlamacıların verilerimize erişmeleri gayet de mümkün. Çünkü bilişim teknolojilerinin geldiği noktada daha önce görülmemiş miktarlarda görüntü ve veri mevcut. Çevrimiçi olduğumuzda, bulutları ve diğer Web tabanlı depoları dolduracak kadar inanılmaz boyutta veri üretiyoruz. Bu veriler de medyanın ve pazarlamacıların iştahını kabartıyor. Bu verilerle kullanıcı tercihlerini, alışkanlıklarını ve hatta ilişkilerini tanımlamak için günün her saatinde çalışmaktalar. Sosyal medya uygulamalarının o günlerdeki araştırdığımız veya konuştuğumuz konularda önümüze ilgili reklamları çıkarması şimdiden bunun bir kanıtı.

Kuantum Kontrol : Kuantum teknolojisindeki tüm ilerlemeler, yukarıda bahsedilen sıfır boyutlu zekayı ilerletiyor ve aynı zamanda bilim insanlarına. Bilim ve teknolojiyi sadece deneysel olmayan bir şeyle birleştiriyorlar, ama her gün kullandığımız bilgisayar ve iletişim cihazlarını çalıştırıyorlar ve çalışabilirler çünkü büyük etkileri var.

Gençlik Teknik Hareketleri: Dünya üzerinde teknolojinin geldiği son nokta itibariyle çeşitli sosyal medya uygulamalarının gençliği daha önce hiç olmayan bir şekliyle birleştirerek ortak hareket ettirebileceği görülüyor. Farklı konular üzerinde birleşerek toplu hareket eden bir kitle hareketi oluşturmak bugünlerde çocuk oyuncağı. Gelecekte bu konularda iyi veya kötü sonuçları olan gençlik teknik hareketleri gözlenebilir.

Evrensel Çeviriciler: Farklı dilleri konuşan iki kişinin kendi sesleri ile birbirleriyle iletişim kurabildikleri uygulamalar başlangıç aşamalarında gelecek vadediyor. Böylece bir Türk ve Çinli kendi dillerinde konuşurken sözleri senkronize bir çevirici yardımıyla karşıdakinin anlayacağı dile çevrilip iletilebilir. Dünyanın daha da küresel bir hal alacağı gelecekte iletişim problemleri çözülecek gibi görünüyor.

Avatarlar, Suretler, Robotlar: Avatarlar ve suretler/ vekiller: bir zamanlar filmlerin, oyunların, sanal gerçekliklerin ve bilgisayar ara yüzlerinin sadece bir parçasıyken, şimdilerde yaşayan insanlar için daha aktif roller üstleniyorlar. Bunun örneğini yakın zamanda bilgisi paylaşılan Metaverse evreninde göreceğiz. Sanal bir gerçeklik içerisinde yaşayacak, avatarlarla fiziki olarak ifade edilecek belki de çalışacağız. Bazı marketlerin metaverse evrenindeki sanal uygulamalarında aldığımız ürünleri evlerimize sipariş etmeye başlamalarına şahit oluyoruz. Bugünlerde metaverse'de arsa, dükkan kapma yarışları bile gözleniyor.


Genetik Mucizesi: Belki de bilim dünyasının etik açıdan en tartışmalı konu genetik ve uygulama alanlarıdır. Çünkü genetik üzerine yapılan çalışmaların derinleşmesi ile gelecekte sipariş üzerine insan doğrulması için herhangi bir engel kalmayacaktır. İnsanlığın ortak sorunları için çare üreten genetikçiler genetiklerini değiştirerek daha verimli hale getirdikleri besinlerle dünya üzerinde beslenme sorununun büyümesine engel oldukları bir geçmişten siparişle insan üretebilecekleri bir geleceğe giderler mi bunu da zaman gösterecek.

Kendimce

Sosyologlara göre; 1965-1979 yılları arasında doğanlar X kuşağı, 1980-1989 yılları arasında doğanlar Y kuşağı, 1990 ve sonrası ise Z kuşağı olarak ifade ediliyor.
Ben 1979 yılında doğduğum için X kuşağının son temsilcilerindenim. Benim doğduğum yıllarda köyümüzdeki büyükçe bir masa kadar olan telefon makinesi tek iletişim aracımızdı. Televizyonun tek kanallı olduğu bir çocukluk yaşadım. Sık sık kesilen elektriklere rağmen televizyon izlemek bizim kuşağın ilk teknoloji deneyimidir diyebilirim. Sabah kuşağındaki çizgi filmleri kaçırmazdım. 

Pazarları çocuk sinemasının ardından pazar konseri izlemek bile o şartlarda keyif vericiydi. Zamanla kanalları çoğalan televizyon, önce evlere ve işyerlerine sonra da ceplere giren telefonlar, teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişebileceğini öğretti bizlere. Bilgisayar ve internet dünyasındaki gelişmeler ve ardından sosyal medya ağları ise şimdiki çağı ve gereksinimlerini ortaya koydu.

Çocukluğumda en sevdiğim çizgi filmlerden birisi Voltran'dı. Büyük bir robot savaşçıyı oluşturan küçük robotların kahramanlık hikayelerini anlatırdı. Küçük robotlardan bazıları büyük savaşçının; kolları, bacakları, gövdesi ve başı olduğunda ortaya Voltran çıkıyordu. 

Çocukluk demişken bizim çocukluğumuzdaki bilim kurgu filmleri o zamanlar gerçekleşme ihtimali dahi aklımıza gelmeyen; otonom arabalar, robotlar, yapay zeka gibi birçok teknolojiyi konu almıştı. Dahası uzay yolu dizisindeki kendiliğinden açılan fotoselli kapıların bile gerçek hayatta karşımıza çıkma ihtimali aklımıza gelmezdi. 

O zamanki bilim kurgu yapımcılarının fütüristik bir vizyona sahip olduklarını anladık. Peki yakın zamanlardaki bilim kurgu filmlerinin vizyonları sizleri de  endişelendirmiyor mu?

İnsanlık tarihi incelendiğinde büyük bilimsel ilerlemelerin genellikle savaşlar veya zor şartlar altında gerçekleştiği görülür. Son zamanlarda teknolojinin getirdiği etkileşim sonucunda büyük bir köye dönen dünyamızda itici bir güç olmasa da bu gelişmelerin kendiliğinden gerçekleştiğine şahit oluyoruz. Nasıl bir gelecek bizleri bekliyor bunu zaman gösterecek.

Sağlıcakla, hoşça kalın.