Bu acı haberi kaleme almak, bir eğitimci için kelimelerin boğazına düğümlendiği en zor anlardan biri. 2 Mart günü Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yükselen feryat, sadece bir okulun koridorlarında yankılanmadı; tüm eğitim camiasının kalbine bir kor gibi düştü. Fatma Nur Çelik öğretmenimizi, bir fidanı daha yeşertmeye çalışırken toprağa verdik.

​İşte bu hazin tablo karşısında durup düşünmemiz gereken, bir "gazete köşesi" formatından ziyade, bir "vicdan muhasebesi"dir.

​Kalemden Bıçağa: Nerede Yanıldık?

​"Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" diyen bir medeniyet tasavvurundan, kendisine hayat bilgisini aşılamaya çalışan öğretmeninin canına kasteden bir nesle nasıl evrildik? Bu sadece münferit bir şiddet olayı değil, toplumsal bir erozyonun en somut ve en acı dışavurumudur.

​Eğitimci dostlarımın her gün sınıfa girerken hissettiği o derin kaygıyı biliyorum. Eskiden "eti senin kemiği benim" diyerek çocuğunu öğretmene emanet eden o sarsılmaz güven ikliminin yerini; bugün ne yazık ki okul kapılarında kabadayılık yapan, öğretmenin mail adresini bir tehdit mecrası olarak kullanan, sosyal medya üzerinden gözdağı veren bir "velilik" anlayışı aldı.Cimer onlar için tehdit kanalı oldu.

​Bir Gözdağı Kültürü Olarak "Veli Baskısı"

​Öğretmenlerimiz bugün sadece müfredatla ya da sınıftaki ergenlik krizleriyle savaşmıyor. Aynı zamanda:

  • ​Not beğenmediği için tehditler savuran,
  • ​Öğretmenin özel iletişim kanallarını (Gmail, WhatsApp vb.) bir saldırı ve taciz hattına çeviren, Cimer ile göz dağı veren,
  • ​Evladına "sınır koymayı" öğretmek yerine, öğretmeni hedef gösteren bir anlayışla da mücadele ediyor.

​Disiplinin "baskı", otoritenin "zorbalık" sanıldığı bu yeni düzende; öğretmenin elindeki kalem kırılmış, saygınlığı zedelenmiştir. Unutulmamalıdır ki; öğretmenin itibarsızlaştırıldığı bir toplumda, geleceğin inşası mümkün değildir.

​Can Güvenliği Olmayan Bir Sınıf, Sınıf Değildir

​Fatma Nur öğretmenimizin ve yaralı meslektaşlarımızın yaşadığı bu trajedi, "Can güvenliğimiz yok" çığlığının en acı ispatıdır. Okullarımız; turnikelerden, güvenlik kameralarından önce "saygı" ve "sevgi" ile korunmalıdır. Ancak gelinen noktada, yasal düzenlemelerin öğretmenleri koruyan zırhı güçlendirilmeli, eğitimciye yönelik şiddet "en ağır" şekilde cezalandırılmalıdır.

​Topluma Çağrı

​Eğitim camiası olarak bizler bugün yas tutuyoruz ama aynı zamanda yorgunuz. Sürekli eleştirilmekten, hedef gösterilmekten ve her şeyden önemlisi "korkarak" okula gitmekten dolayı mutsuzuz.

​Bir öğrencinin öğretmenini katletmesi, sadece bir cinayet değil; bir milletin kendi geleceğine sıktığı kurşundur. Başta Fatma Nur Çelik öğretmenimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifalar diliyorum. Ama hepsinden öte, tüm velilerimizi ve yetkilileri bu aynaya bakmaya davet ediyorum: Siz öğretmeni savunmazsanız, kimi eğiteceksiniz?

​Eğitim camiamızın başı sağ olsun. Başka fidanlar solmasın diye, kalemi kılıçtan keskin kılmaya devam edeceğiz; ama bu kez toplumun desteğini de yanımızda hissederek.