Sevgili dostlar, merhaba.

​Bugünlerde kendimi bir "iç temizlik" telaşında buldum. Ama bahsettiğim öyle bahar temizliği, ev paklanması falan değil. Zihnimin içindeki o kalabalık masayı, tozlu dosyaları, "yarın ne olacak?" diye biriken ödenmemiş kaygı faturalarını temize çekmekten bahsediyorum. Okudukça derinleşen, araştırdıkça beni benden alıp asıl merkeze götüren bir kavramla tanıştım: Tefviz.

​Aslında çoğumuzun kulağına tanıdık gelir ama kalbimize inmesi vakit alıyor. Kelime anlamı; yetkiyi, işi ve sonucu tam bir güvenle “Başkasına (yani Allah’a)” bırakmak demek. Hani bir işi ehline teslim edince üzerinizden büyük bir yük kalkar ya işte tam da o ferahlık...

​Tevhid’in Kalbindeki Teslimiyet

​Hepimiz "La ilahe illallah" diyoruz, yani Tevhid sancağını taşıyoruz. Ama gelin dürüst olalım; dilde "O’ndan başka güç yok" derken kalpte bin tane küçük "güç odağı" kuruyoruz. Patron ne der? Param biter mi? Bu iş ters gider mi? Tevhid aslında bizi bu parçalanmışlıktan kurtarıp "Biri" bulmaya çağırıyor.

Tefviz ise Tevhid’in hayata giydirilmiş halidir. Tevhid bir vizyonsa, tefviz o vizyonun verdiği huzurla koltuğa yaslanmaktır. Araştırdığım her satırda şu gerçekle yüzleştim: İnsan, kontrol edemeyeceği şeylerin sorumluluğunu üstlendiği sürece asla temizlenemiyor. Ne zaman ki "Gayret benden, hüküm Senden" diyebiliyoruz; işte o an ruhumuzdaki o ağır tortular çökelmeye başlıyor.

​Bir "Temize Çekme" Hikayesi

​Bunu şöyle hayal edelim: Elinizde çok karışık, her yeri karalanmış, hatalarla dolu bir defter var. Bu defter sizin planlarınız, endişeleriniz ve hayal kırıklıklarınız. Tefviz makamına geçtiğinizde, o defteri alıp En İyi Yazıcı’ya teslim ediyorsunuz. O da sizin için o karmaşayı siliyor ve yerine en hayırlı olanı, en berrak haliyle yazıyor.

​Peki, bu "her şeyi boş vermek" mi? Asla!

  • Gerçekçi Bir Bakış: Bir kaptanı düşünün. Gemiyi fırtınaya hazırlamak, yelkenleri onarmak, rotayı çizmek onun görevidir. Ama denizin dalgasını durdurmak onun yetkisinde değildir. Kaptan, görevini bitirip kamarasına geçtiğinde içindeki o huzur, işte tefvizdir. "Ben elimden geleni yaptım, denizin sahibi neylerse güzel eyler" diyebilmektir.

​Araştırdıkça Parlayan Bir Hakikat

​Okuduğum her kaynak beni şu eşsiz sonuca yönlendiriyor: İnsan, Allah’a güvendiği kadar özgürleşiyor. Bizler işlerimizi O’na tefviz ettiğimizde, aslında sadece "yetki" devretmiyoruz; aynı zamanda uykusuz gecelerimizi, mide ağrılarımızı ve bitmek bilmeyen evhamlarımızı da devrediyoruz.

​Bu bir nevi ruhsal bir "temize çıkma" halidir. Geçmişin pişmanlıklarını ve geleceğin korkularını O’nun rahmetine emanet edince, elinizde tertemiz bir "an" kalıyor. O anın içinde ise sadece huzur var.

​Son Söz: Heybendeki Taşı Bırak!

​Dostlar, yol uzun ve heybemiz gereksiz taşlarla dolu. Kimimiz rızkı sırtlanmışız, kimimiz evlatlarımızın geleceğini, kimimiz de dünyanın sonunu... Gelin bugün bir karar verelim. Gayretimizi kuşanıp, gerisini o En Güzel Vekil’e bırakalım.

​Ben kendi adıma bugün zihnimi temize çektim. Gereksiz ne kadar "acaba" varsa hepsini O’nun "Kün" (Ol) emrinin heybetine teslim ettim. İnanın, yükü bırakınca yol daha kolay, yürümek daha keyifliymiş.

​Siz de bugün bir işinizi, en çok korktuğunuz o meseleyi asıl Sahibine havale etmeyi denemez misiniz? Göreceksiniz, O ne güzel bir vekil, ne güzel bir dosttur.

​Muhabbet ve teslimiyetle kalın.