Barış Manço, sadece bir sanatçı değil, bu toprakların kadim sesini, modern bir ozan tavrıyla bugüne taşıyan bir köprüydü. Vefatının yıl dönümünde onu anarken, kalemimizi en çok da o "yüreğe vurulan kilitleri" açan, bizi bizden alıp "bize" getiren o muazzam eseriyle, "Gülpembe" ya da "Dağlar Dağlar" kadar popüler olmasa da ruhun derinliklerine kök salan "Kul Ahmet" naifliğindeki o derin felsefesiyle, yani "Benden Öte Benden Ziyade" ile selamlamak gerek.

Bir "Ben" Vardır Bende, Benden Ziyade: Barış Manço’nun Manevi Mirası
Bazı eserler vardır; ilk dinlediğinizde kulağınıza bir melodi gibi çalınır, yıllar geçip "yaş kemale erince" ise ruhunuza bir hakikat tokadı gibi iner. Barış Manço’nun, o kendine has bilgeliğiyle ilmik ilmik işlediği bu parça, bugün sadece bir şarkı değil, modern bir mesnevi durağıdır.
Hücreden Sonsuzluğa: Nefsin Terbiyesi
Şarkı, "Bu akşam yine garip bir hüzün çöktü üstüme / Hücrem soğuk..." dizeleriyle başlarken, aslında fiziksel bir hapishaneden ziyade, ruhun bu dünyadaki hapsini anlatır. Tasavvufta dünya, ruh için bir gurbet, beden ise dar bir hücredir. Manço, o demir kapıların ağırlığından bahsederken bizi nefsimizin parmaklıklarıyla yüzleştirir. Ancak bu karanlığın içinde bir ışık vardır: Sabır.
"Kuldan Öte, Kuldan Ziyade"
Şarkının kalbi, "Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze" dediği noktada atmaya başlar. Bu, sadece bir davet değil, hakikatin kaynağına bir yöneliştir. Sanatçı burada, Yunus Emre’nin "Bir ben vardır bende, benden içeri" düsturunu modern bir dille yeniden inşa eder.
* Aşk ile İncelen Kalp: Şarkıda geçen "baldan öte, gülden ziyade" benzetmeleri, ilahi aşkın dünyevi olanla kıyaslanamayacak yüceliğini simgeler.
* Vaveyla ve Hesaplaşma: Gece yarısı bu şarkıyı dinleyen her fani, kendi iç dünyasında bir mahkeme kurar. Kalp, aşk ile incelmemişse, bu ezgi bir feryada (vaveylaya) dönüşür; eğer kalp "O"na sığınmışsa, bir huzur limanı olur.
Ölüm Bir Bitiş Değil, Bir "Ziyade"leşmedir
Barış Manço, vefatıyla aslında kendi şarkısındaki o büyük sırra yürüdü. Malın, mülkün ve bedenin ötesinde, "bir canım var vereceğim" dediği o emaneti sahibine teslim etti. Bugün onu anarken sadece eski bir dostu yad etmiyoruz; aynı zamanda bize kendimizden daha yakın olan o "Öz"ü hatırlattığı için ona şükran duyuyoruz.
O, bu toprakların en "arif" seslerinden biriydi. Bize sadece şarkı söylemedi; sabretmeyi, isyan etmemeyi, her şeyin ötesinde bir "İsim" olduğunu ve o ismin her birimizin içinde saklı olduğunu fısıldadı.
Ruhun şad olsun usta. Sen gittin ama "senden öte, senden ziyade" olan o ses, hâlâ hücremizin en kuytu köşelerini aydınlatmaya devam ediyor.
