Mevlânâ’nın yüzyıllardır dilden dile dolaşan bir sözü vardır: “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.”
Bu sözün söylendiği çağda Instagram yoktu. Filtreler yoktu. İnsanlar kahvesini içmeden önce fotoğrafını çekmiyordu. Tatilde mutsuz olup “hayat şahane” paylaşımı yapmıyordu. Birbirini sevmediği hâlde sosyal medyada kalpler bırakmıyor, konuşmak istemediği insanlara çevrim içi olup cevap vermeme stratejileri geliştirmiyordu.
Belki de bu yüzden bugün o meşhur söze küçük bir ek yapmak gerekiyor:
Ya olduğun gibi görün ya da bir psikoloğa görün.
Çünkü çağımızın en büyük yorgunluklarından biri, insanın sürekli başka biri gibi görünmeye çalışmasıdır.
Mutlu görünmeliyiz. Başarılı görünmeliyiz. Güçlü görünmeliyiz. Genç görünmeliyiz. Güzel görünmeliyiz. İyi bir anne, iyi bir baba, iyi bir eş, başarılı bir çalışan ve sosyal bir insan olduğumuzu göstermeliyiz.
Bir de bütün bunları yaparken hiç yorulmamış gibi görünmeliyiz.
İşin en yorucu tarafı da budur.
Eskiden insanın bir hayatı vardı. Şimdi iki hayatımız var. Biri gerçekten yaşadığımız hayat, diğeri insanlara gösterdiğimiz hayat.
Bazen ikisinin arasındaki mesafe o kadar açılıyor ki insan kendi hayatında misafir hâline geliyor.
Telefon ekranında çok mutlu görünen insanların geceleri ne düşündüğünü bilmiyoruz. Sürekli başarılarından söz edenlerin hangi başarısızlıklarını sakladığını bilmiyoruz. “Ben kimseyi takmıyorum.” Diyen insanların aslında kimin bir mesajını saatlerce beklediğini de bilmiyoruz.
Görünen ile gerçek arasındaki mesafe büyüdükçe insan yoruluyor.
Çünkü rol yapmak enerji ister.
Sürekli güçlü görünmek de bir roldür.
Her şeye yetiştiğini göstermek de bir roldür.
Hiç üzülmüyormuş gibi davranmak da bir roldür.
İnsanın bazen “Ben bugün iyi değilim.” Diyebilmesi gerekir. Her sorunun cevabını bilmediğini kabul edebilmesi gerekir. Kırıldığında kırıldığını, yorulduğunda yorulduğunu söyleyebilmesi gerekir.
Bunun adı zayıflık değildir.
Bunun adı insan olmaktır.
Psikoloğa gitmek de tam bu noktada hâlâ yanlış anlaşılıyor. Toplumumuzda psikoloğa gitmek bazen son çare gibi görülüyor. Oysa insan dişi ağrıdığında diş hekimine, gözü iyi görmediğinde göz doktoruna gidiyorsa zihninin içinde sürekli aynı düşünceler dolaştığında da bir uzmana başvurabilir.
İnsan bazen kendi zihninin içinde kaybolabilir.
Bazen neden aynı insanlara kırıldığını anlayamaz. Neden sürekli aynı ilişkileri yaşadığını fark edemez. Herkese yetişmeye çalışırken kendisini neden ihmal ettiğini göremez.
İnsan kendi hikâyesinin hem kahramanı hem anlatıcısı olduğu için bazı satırları okuyamaz.
Bazen dışarıdan bir göz gerekir.
Belki de psikolojik destek tam olarak budur. Size nasıl yaşayacağınızı söyleyen biri değil, kendi hayatınıza biraz daha yakından bakabilmenizi sağlayan bir aynadır.
Üstelik günümüz insanının buna her zamankinden fazla ihtiyacı var.
Çünkü artık yalnızca yaşamıyoruz, hayatımızı sergiliyoruz.
Yediğimiz yemek sergileniyor. Gittiğimiz yer sergileniyor. Başarımız sergileniyor. Mutluluğumuz sergileniyor. Hatta bazen iyiliğimiz bile sergileniyor.
Gösterilmeyen şeyler ise çoğu zaman hayatın asıl kısmını oluşturuyor.
Kaygılarımız, korkularımız, eksikliklerimiz, yalnızlığımız ve cevap veremediğimiz sorularımız kadrajın dışında kalıyor.
Sonra başkalarının vitriniyle kendi depomuzu karşılaştırıyoruz.
Onların en güzel fotoğrafına bakıp kendi en kötü günümüzü yargılıyoruz.
İşte orada insanın kendisiyle ilişkisi bozulmaya başlıyor.
Belki biraz daha az görünmeye, biraz daha fazla olmaya ihtiyacımız vardır.
Daha az ispat etmeye, daha fazla yaşamaya…
Daha az “İnsanlar ne düşünür?” diye sormaya, daha fazla “Ben gerçekten ne hissediyorum?” diye düşünmeye…
Çünkü insanın hayatındaki en uzun ilişki ne eşiyle ne ailesiyle ne arkadaşlarıyladır.
İnsanın en uzun ilişkisi kendisiyledir.
O ilişki iyi değilse dünyanın bütün alkışları gelse de insanın içindeki sessizlik bitmez.
Bu nedenle Mevlânâ’nın sözünü çağımıza uyarlamak belki biraz iddialı olacak ama yine de söyleyelim:
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.
İkisini de yapamıyorsan bundan utanma.
Belki de kendine dönmenin zamanı gelmiştir.
Gerekirse bir psikoloğa görün.
Çünkü bazen insanın en çok görülmeye ihtiyaç duyduğu kişi, kendisidir.