Yine sensiz “günaydın” dedi bu şehir sabaha.
İşe giden telaşlı insanların haberi yoktu belki
Oradan oraya uçup yiyecek arayan kuşların da
Ağır çantalarını omuzlayıp dünya yükünü
çekmeye başlamış gül yüzlü okul çocuklarının,
Simit satan delikanlının,
Kepenklerini yeni açan esnafın,
Yarı esner, yarı mahmur bakışlı ayakkabı
boyacısının,
Evde kimi kimsesi olmadığı için dışarı çıkıp
yalnızlığını unutmaya çalışanların,
Parklarda güvercinlere ekmek atan yaşlı
amcaların,
Evde çocuklarıyla kahvaltı yapan huzurlu anaların,
Ekmek parası için kapı kapı iş arayanların,
Haberi yoktu.
Bir ben biliyordum sensizliği,
Bir de bu koca şehir...
Aramızda kalıyordu,
Kimseye söylemiyorduk gittiğini.
Şehir de küskündü sana, ben küssem ne fayda
Uyandığım güne canım yansa da şükrediyordum,
Bilmem nedendir.
Kalbimi, ruhumu, beynimi alıp götürmüştün sen,
Geri kalanlarla nasıl idare edilebilirse,
Yarım yamalak idare ediyordum.
Sensizliğin kar ayazı sabahında
Çayları hala iki kişilik söylüyordum
Park kenarındaki çaycıda.
Yanına da iki simit
Yok yok üç simit alıyorum, biri kuşlara.
Tüm bedenin, kalbinle severken
Değil beni, şekri terkettiğinde
Çırılçıplak kalmıştım
Avare gezen deli gibi
Hani nereden nereye gideceğini bilmeden
Öylece kalalamıştım.
Sen gittin…
Sensizken de seninleyim.
Kalp gitti, beden ağır hasarlı.
Sensizliğe günaydın sevgili…
Gittiğin şehirde,
Sana “günaydın” diyenler bulursun elbet
Ama bil ki o içten “günaydın”ların hepsi bende
Günaydın sevgili,
Sensizliğe günaydın.