Önemli Olan Dik Durmak, Dik Tutulmak Değil

Hayat, doğrusal çizgilerde ilerlemeyen, inişleri ve çıkışları bol olan uzun bir yolculuktur. Bu serüvende her insan zaman zaman fırtınalarla karşılaşır, sarsılır ve hatta yere düşebilir. İnsanın düştüğü anlarda çevresine bakınması, bir dayanak araması son derece doğaldır. Ancak insanı insan yapan, ona gerçek değerini ve saygınlığını kazandıran asıl mesele, düştüğü yerden kendi iradesiyle doğrulup doğrulamadığıdır. Çünkü hayatta asıl önemli olan kendi gücünle dik durabilmektir, başkaları tarafından dik tutulmak değil.

Bugün toplumsal yapımıza ve bireysel ilişkilerimize baktığımızda, "dik tutulma" eğiliminin tehlikeli bir şekilde arttığını görüyoruz. İnsanlar artık kendi ayakları üzerinde durmanın getirdiği sorumluluklardan kaçıyorlar. Birilerinin gölgesine sığınmak, bir kurumun gücünü arkasına almak veya bir güce yaslanarak ayakta kalmaya çalışmak, birçoğuna daha kolay ve zahmetsiz geliyor. Ne var ki, dışarıdan gelen destekle sağlanan o görkemli duruş, aslında büyük bir yanılsamadan ibarettir. Sizi ayakta tutan o el, desteğini çektiği an, bu yapay duruş yerini kaçınılmaz bir yıkıma bırakır.

Dışarıdan Gelen Güç, Özgürlüğü Tutsak Eder

Bir insanı başkaları dik tutuyorsa, o insanın özgürlüğünden ve karakterinden söz etmek mümkün olamaz. Çünkü sizi ayakta tutan irade, günün birinde sizden bu iyiliğin bedelini mutlaka talep edecektir. Bu bedel bazen düşüncelerinizden ödün vermek, bazen susmak, bazen da kendi doğrularınıza ihanet etmek zorunda kalmaktır.

💯 Kendi ayakları üzerinde duran insan, sadece kendi vicdanına hesap verir.

💯Başkalarının omzuna basarak yükselen insan ise her adımında o omzun sahibine bağımlı hale gelir.

Kendi fırtınasında savrulan ama eğilmeyen bir ağaç, sırf devrilmesin diye yanına dikilen yapay desteklerle duran bir direkten çok daha canlıdır ve çok daha değerlidir. Ağaç kökleriyle toprağa tutunur, rüzgâra karşı direnir ve bu mücadele sayesinde her geçen gün daha da güçlenir. İnsan da böyledir. Zorluklarla bizzat mücadele etmek, insan ruhunu olgunlaştırır ve kişiye gerçek bir omurga kazandırır.

Gerçek Başarı ve Omurgalı Yaşamak

Toplumda saygı gören, tarihe adını yazdıran ve arkasında kalıcı izler bırakan figürleri incelediğimizde, ortak bir özellik görürüz. Bu insanlar, yürüdükleri yolda yalnız kalsalar bile, inandıkları değerler uğruna tek başlarına dik durmayı başarabilmiş kişilerdir. Onların arkasında büyük güç odakları, onları sürekli kayıran yapay destekçiler yoktu. Onların sadece sarsılmaz inançları ve kendi ayaklarına güvenen iradeleri vardı.

Bir insanın hayattaki en büyük zaferi, hiçbir güce boyun eğmeden, kendi doğrularıyla ve kendi emeğiyle ayakta kalabilmesidir. Dik tutulan bir insan sadece bir figürandır; oysa kendi kendine dik duran insan, kendi hayatının başrol oyuncusudur.

Hayatın zorlukları karşısında eğilip bükülmekten korkmamalıyız. Önemli olan, düştüğümüz zaman bizi kaldıracak bir el aramak değil, o yerden kendi gücümüzle doğrulabilmektir. Başkalarının yardımıyla kazanılan sahte yükseklikler, sahibini hiçbir zaman onurlu bir zirveye taşımaz. Geleceğe güvenle bakabilen, karakter sahibi bir toplum inşa etmek istiyorsak, çocuklarımıza ve kendimize birilerinin yardımıyla dik tutulmayı değil, her ne pahasına olursa olsun kendi irademizle dik durmayı öğretmeliyiz.