Masada mı Kalacağız, Menüde mi? Davos ve Dubai’nin Bize Söyledikleri

Değerli okuyucular;

İnsanlık, yeni dünya düzeninin iki farklı yüzüyle art arda yüzleştiği tarihi bir dönemden geçiyor. Bir yanda 2025 yılı boyunca ve özellikle 18-19 Kasım tarihlerinde Orta Doğu'nun teknoloji üssü Dubai’de 100 farklı küresel organizasyondan 2.500 fütüristi bir araya getiren "Dubai Future Forum"un eylem odaklı vizyonu duruyor. Diğer yanda ise hemen ardından, 19-23 Ocak 2026 tarihlerinde İsviçre Alplerinde, "Diyalog Ruhu" temasıyla toplanan 56. Dünya Ekonomik Forumu’nda (Davos) yankılanan jeopolitik endişeler ve büyük güçlerin çekişmeleri yer alıyor.

İsviçre'de "Daha çekişmeli bir dünyada nasıl işbirliği yapabiliriz?" sorusuna yanıt arayan Davos Zirvesi, aslında kurallara dayalı eski dünya düzeninin nasıl parçalandığının en net göstergesiydi. Toplantılara damgasını vuran asıl kırılma, ABD Başkanı Donald Trump'ın çevre dostu politikaları "tarihin en büyük aldatmacası" olarak nitelendiren ve Grönland'ı topraklarına katma niyetini açıkça savunan agresif söylemleriyle yaşandı. Buna karşılık Kanada Başbakanı Mark Carney'nin tüm dünyaya yaptığı uyarı, benim için yeni dönemin asıl manifestosuydu; Carney, büyük güçlerin artık ekonomik entegrasyonu bir silaha, gümrük vergilerini bir baskı aracına ve tedarik zincirlerini sömürülecek zayıf noktalara dönüştürdüğünü çok net bir şekilde ifade etti. Bu tablo bize, masadaki bu jeopolitik şantajlara karşı stratejik konumdaki orta ölçekli güçlerin birleşmekten ve kendi teknolojik bağımsızlıklarını inşa etmekten başka çaresi kalmadığını açıkça gösteriyor.

Davos'taki bu siyasi kırılmalara ve teorik endişelere aylar öncesinden verilmiş en güçlü ve pratik cevap ise Dubai'den gelmişti. 23 Nisan 2025'te açıklanan "Dubai Yapay Zeka Durum Raporu", yapay zekanın fütüristik bir hayal olmaktan çıkıp, kentsel planlamadan sağlığa kadar 100'den fazla aktif senaryoyla günlük bürokrasiyi yöneten bir gerçeğe dönüştüğünü kanıtlıyor. Üstelik bu dönüşümün arkasında muazzam bir ekonomik hedef yatıyor; 2030 yılına kadar yapay zekanın ekonomiye 235 milyar dirhem katkı sağlaması ve ülkenin GSYH'sinin yüzde 14'ünü oluşturması planlanıyor. Davos'ta büyük güçlerin tedarik zincirlerini silah olarak kullandığı uyarısı yapılırken, Dubai'nin ortaya koyduğu bu vizyon, bizim gibi ülkelerin kendi yapay zeka ve teknoloji politikalarını neden acilen devletin her kademesine entegre etmesi gerektiğini anlatan kusursuz bir vaka çalışmasıdır.

İşin sadece dijitalleşmeyle bitmediğini, eğitimden sağlığa kadar geleceğimizi tasarlarken doğrudan veriye ve bilime bakmamız gerektiğini de Dubai Gelecek Vakfı'nın yayımladığı "Global 50" raporunda görüyoruz. Bu rapor, aslında Davos'ta havada kalan o "gezegensel sınırlar içinde refah inşa etmek" hedefine nokta atışı bilimsel çözümler sunuyor. Örneğin, "Yeniden Hayal Edilen Sağlık" vizyonu altında, küresel nüfusun yarısının mikro besin eksikliği çektiği gerçeğinden yola çıkılarak geliştirilen nano-kapsüllü "Beslenme Spreyleri" (Fırsat #32), kişiselleştirilmiş tıbbın ve insan ömrünü uzatmanın temelini atıyor. Aynı şekilde, teknolojik gelişimi doğayla barıştıran "Onarılan Doğa" ve "Materyal Devrimi" konseptleri çerçevesinde; Yaşayan Bahçeler, havadaki karbonu temizleyen Alg-Hava Temizleyicileri ve yenilikçi biyolojik materyal olan "Power Fungi" gibi fırsatlar ekosistemi bilimle yeniden canlandırmanın yollarını açıyor.

Tüm bu devasa tabloyu sentezlediğimde vardığım kesin sonuç şudur: Stratejik öngörü artık akademik bir lüks değil, jeopolitik bir hayatta kalma meselesidir. Davos’taki gerilimler bize masada kendi veri altyapısı, yapay zeka politikası ve gelecek senaryosu olmayanların, başkalarının yazdığı menüde yer almaya mahkum olduğunu gösterdi. Gelişmiş ülkelerin geçmişte tekelinde tuttukları o büyük bilimsel ve teknolojik ilerleme ivmesinin artık yavaşlamaya başladığı bu yeni düzende, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin bu jeopolitik kıskaçtan kurtulması ve sınırlarını aşması tarihi bir zorunluluktur. Bu atılımı başarmak zorundayız ve bunu yapacak güce de fazlasıyla sahibiz; çünkü son derece nitelikli ve dinamik insan kaynağımız sayesinde bugün IT teknolojileri, bilgisayar yazılımı ve savunma sanayii gibi birçok spesifik alanda dünyada artık küresel bir oyuncu olduğumuzu kanıtlamış durumdayız.

Bilim alanındaki bu pratik gelişmelerimizi ve teknolojik yetkinliklerimizi; yapay zeka, ileri malzeme bilimi ve dijital gerçeklikler gibi Dubai vizyonunda da öne çıkan geleceğin mega trendleriyle birleştirdiğimizde, rekabetin çok daha yoğunlaşacağı yarının dünyasında Türkiye sadece başkalarının menüsüne uyum sağlayan değil; en iyi olduğu sektörlere ivme katan ve küresel teknoloji rotasına yön veren lider bir güç olacaktır.

Bizlere düşen; Davos’un o endişeli gerçekliğini Dubai’nin cesur gelecek inşasıyla birleştirerek, insan odaklı bir teknoloji politikası benimsemek ve bilimin rehberliğinde kendi rotamızı çizmektir. Unutmayalım ki önümüzdeki sisli yol, ancak verinin, bilimin ve sarsılmaz bir vizyonun ışığıyla aydınlanabilir.

Sağlıcakla, hoşça kalın.