KENDİNE GEÇ KALMIŞ SAYILMAZSIN

Akşam olmuştu.

Günün son ışıkları pencerenin camından süzülürken masanın üzerinde yarısı içilmiş bir fincan kahve duruyordu. Telefon ekranında tanıdık yüzler, tanıdık hayatlar geçiyordu birer birer…

Birisi yeni işini paylaşmıştı.

Bir başkası yıllardır hayalini kurduğu evin anahtarını…

Eski bir arkadaş, çocuklarıyla çekilmiş mutlu bir aile fotoğrafını…

Parmak ekranda ilerledikçe insanın içinde garip bir hesaplaşma başlıyor bazen.

“Peki ya ben?” ile başlayarak hayatımızın muhasebesini yapıyoruz.

Kaç yaşındayım?

Neleri başardım?

Neleri kaçırdım?

Ve belki de en ağır soruyu soruyoruz kendimize:

“Acaba geç mi kaldım?”

Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri, herkesin aynı takvimde yaşaması gerektiğine inanmaktır.

Tolstoy’un Anna Karenina’da söylediği gibi:

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.”

Belki hayatlarımız için de benzer bir şey söyleyebiliriz.

Dışarıdan birbirine benzeyen başarıların arkasında birbirinden tamamen farklı hikâyeler vardır.

Herkesin Saati Başka Çalışır…

Bir kafede iki eski arkadaşın yıllar sonra karşılaştığını düşünün.

Biri üniversiteden sonra hemen işe başlamış, kariyerinde yükselmiş, evlenmiş ve düzenini kurmuştur.

Diğeri birkaç kez iş değiştirmiş, yanlış kararlar vermiş, belki bir ilişkisinde hayal kırıklığı yaşamış ve kırk yaşına yaklaşırken hâlâ “Ben aslında ne istiyorum?” diye düşünmektedir.

İkinci kişi, arkadaşının hayatına baktığında kendisini başarısız görebilir. Ama hayat bir yüz metre yarışı değildir. Başlangıç düdüğü herkes için aynı anda çalmadı ki bitiş çizgisine aynı anda varalım.

Henry David Thoreau’nun şu sözü bu yüzden değerlidir:

“Hayalleriniz doğrultusunda güvenle ilerleyin.”

Dikkat edin; başkalarının hayalleri değil.

Sizin hayalleriniz.

Çünkü bazen geç kaldığımızı düşünmemizin nedeni gerçekten geç kalmış olmamız değildir.

Yanlış saate bakıyor olmamızdır.

Küçük Bir Karar, Büyük Bir Yön Değişikliği…

Hayatımızın değişmesi gerektiğini düşündüğümüzde gözümüzde büyük sahneler canlandırıyoruz.

Yeni bir şehir…Yeni bir iş…Büyük bir başarı…Bambaşka bir hayat…

Bir sabah alarm çaldığında telefonu elinize almak yerine yataktan kalkmanızla başlayabilir.

Yıllardır “Bir gün ararım” dediğiniz kişiyi aramanızla…

Masanın çekmecesinde bekleyen başvuru formunu doldurmanızla…

Size sürekli kendinizi değersiz hissettiren bir insana ilk kez sınır koymanızla…

Ya da yıllardır içinizde duran şu cümleyi nihayet söylemenizle:

“Ben böyle yaşamak istemiyorum.”

Bazen insanın hayatını değiştiren karar, dışarıdan bakıldığında son derece küçüktür.

Ama pusulanın yönünü birkaç derece değiştirmek gibi düşünün.

İlk anda fark edilmez.

Yol uzadıkça varacağınız yer tamamen değişir.

Geçmişin Kapısında Fazla Beklemeyin…

Hepimizin zihninde zaman zaman açılan eski odalar vardır.

Keşke o işi kabul etseydim…

Keşke o insana güvenmeseydim…

Keşke daha erken başlasaydım…

Keşke korkmasaydım…

“Keşke” kelimesi insan zihninin en yorucu kelimelerinden biridir.

Çünkü cevabı olmayan bir soruyu tekrar tekrar sorar.

Geçmiş bize ders verebilir; fakat bize yeni bir hayat veremez.

Yeni hayat yalnızca bugünden kurulabilir.

Oscar Wilde’ın sıkça hatırlanan ifadesiyle:

“Yaşamak dünyadaki en nadir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.”

Belki de mesele tam olarak budur.

Takvim yapraklarının değişmesi yaşadığımız anlamına gelmiyor.

İnsan bazen yıllarca aynı korkuların, aynı alışkanlıkların ve aynı düşüncelerin içinde dolaşabiliyor.

Sonra bir gün duruyor.

Pencereyi açıyor.

Dışarıdan çocuk sesleri geliyor. Bir araba geçiyor. Uzakta hayat bütün telaşıyla devam ediyor.

Ve insan ilk kez kendisine başka bir soru soruyor:

“Geçmişi değiştiremiyorsam, bugünden ne yapabilirim?” Hayat bizden geçmişimizi silmemizi istemiyor. Sadece geleceğimizi geçmişimizin devamı yapmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyor.

Kaç yaşında olursanız olun…

Kaç kez yanlış karar vermiş olursanız olun…

Kaç fırsatı kaçırdığınızı düşünürseniz düşünün…

Önünüzde hâlâ verebileceğiniz bir sonraki karar vardır.

Bazen yeni bir hayat için ihtiyacımız olan şey büyük bir mucize değildir.

Küçük bir cesarettir.

Ve belki bugün kendimize söylememiz gereken cümle yalnızca şudur:

“Henüz bitmedi.”

İnsan kendinden vazgeçmediği sürece kendine geç kalmış sayılmaz.

Dilerim hayat, yeniden başlamak için size hep bir kapı aralasın; siz de o kapıdan geçecek cesareti kendinizde bulasınız. Yolunuz umuda, kalbiniz huzura, attığınız her yeni adım kendinize çıksın.