İsrâ ve Miraç Üzerine Bir Tefekkür

Değerli dostlar, bugün köşemizde insanlık tarihinin en gizemli, en tartışılan ama inanan gönüller için en teselli edici hadiselerinden birini; İsrâ ve Miraç’ı ele alacağız.

​Bazı anlar vardır ki kelimeler kifayetsiz, akıl ise hayretler içinde kalır. İşte Peygamber Efendimiz’in (sav) yaşadığı bu muazzam yolculuk, tam da böyle bir "hayret" ve "teslimiyet" durağıdır.

​Hüzün Yılından Bir İnşirah Kapısına

​Hatırlayalım, Mekke dönemi Müslümanlar için çetin geçiyordu. Efendimiz, kendisine kol kanat geren amcası Ebû Talib’i ve davasının en büyük destekçisi, sırdaşı Hz. Hatice annemizi peş peşe kaybetmişti. İslam tarihinde bu yıla boşuna "Hüzün Yılı" denmedi. İşte tam da beşeri kapıların kapandığı, daralan göğüslerin teselli aradığı o demlerde, Yüce Mevlâ kulu Muhammed’i (sav) katına davet ederek ona kainatın sırlarını araladı.

​İsrâ ve Miraç: İki Safhalı Bir Mucize

​Olayı iki durakta anlamak gerekir:

  1. İsrâ: Gece yürüyüşü demektir. Kur’an-ı Kerim’in İsrâ Suresi 1. ayetinde açıkça zikredildiği üzere; Efendimiz’in bir gece Mescid-i Haram’dan (Mekke), çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksa’ya (Kudüs) götürülmesidir.
  2. Miraç: Kudüs’ten başlayıp gök semalarına, melekût alemine ve nihayetinde "Sidretü’l-Müntehâ"ya uzanan beşer idrakinin sınırlarını zorlayan o manevi yükseliştir.

​Akıl mı, İman mı?

​Hadise gerçekleştiğinde Mekke’de yer yerinden oynamıştı. Müşrikler, o günün şartlarında aylar sürecek bir mesafenin bir gecede kat edilmesini akıl dışı bularak alay ettiler. Bugün de modern rasyonalizmle olaya yaklaşanlar, "fizik kuralları" içinde bir açıklama arıyorlar. Oysa unutulan şudur: Mucize, zaten doğa kanunlarını koyan iradenin, o kanunları geçici olarak askıya almasıdır. Hz. Ebû Bekir’i "Sıddîk" yapan o meşhur duruşu hatırlayın: "O söylüyorsa doğrudur." İşte bu, aklın bittiği yerde kalbin devreye girmesidir. Olayın mahiyetine dair İslam alimleri arasında "Ruhla mı oldu, hem ruh hem bedenle mi?" tartışmaları olsa da, asıl mesele bu büyük buluşmanın bizzat kendisidir.

​Bizim İçin Ne Anlama Geliyor?

​Miraç, sadece geçmişte yaşanmış bir anı değildir. Biz Müslümanlar için her namaz, Efendimiz’in bu yolculuktan bize getirdiği en büyük hediye olarak "müminin miracı" kabul edilmiştir. Kibir, haset ve yalan gibi yeryüzünün ağırlıklarından kurtulup, günde beş vakit manen göğe yükselmek... İşte Miraç’ın bize bıraktığı asıl ödev budur.

Miraç hadisesi, darlanan ruhlara bir genişlik, zayıflayan imanlara bir kale, yeryüzü zulmünden bunalanlara ise "Allah en büyüktür" mesajıdır. Bugün İslam dünyasında mübarek bir gece olarak kutladığımız bu olay, bize şunu fısıldar: Her hüznün ardından bir inşirah, her dar kapının ardında ise muazzam bir gökyüzü vardır.

​Ruhumuzun miracına ulaşabilmek duasıyla...