Geçen gün bir kafede otururken yan masadaki anne ve oğula takıldı gözüm. Çocuk heyecanla okulda yaşadığı bir şeyi anlatıyordu. Annesi ise sürekli telefona bakıyor, arada başını kaldırıp “Hı hı” diyordu. Çocuk bir süre sonra sustu. Anlatmayı bıraktı. Kadın fark bile etmedi.
O an içimden şu geçti:
İnsan bazen konuşmayı, dinlenmediğini hissettiği anda bırakıyor.
Galiba artık hepimiz biraz böyleyiz. Aynı ortamda bulunuyoruz ama birbirimizin içinde neler olup bittiğini bilmiyoruz. Herkesin bir telaşı var. İşe yetişiyoruz, mesajlara cevap veriyoruz, bildirimlere bakıyoruz ama karşımızdaki insanın sesindeki kırgınlığı kaçırıyoruz.
Oysa iletişim dediğimiz şey sadece konuşmak değil. Bazen bir bakışta başlıyor her şey. Bazen “İyi misin?” sorusunu gerçekten hissederek sormakta…
Bir arkadaşım anlatmıştı. Çok zor bir dönemden geçiyormuş. Kimseye anlatamamış. Bir gün iş yerinde çay dağıtan görevli adam yanına gelip sadece şunu söylemiş:
“Bugün yüzün hiç gülmüyor, umarım her şey yoluna girer.”
Diyor ki, “Günlerdir ilk kez biri beni fark etti.”
Ne tuhaf değil mi? Bazen saatlerce konuşan insanlar değil, içten kurulmuş bir cümle dokunuyor insana.
Empati biraz da budur zaten. Çözüm üretmekten önce hissetmek… Hemen akıl vermek yerine anlamaya çalışmak… Çünkü herkesin içinde kimsenin bilmediği bir mücadele var.
Otobüste sessizce camdan dışarı bakan adamın, belki de hayatının en zor gününü yaşadığını bilmiyoruz. Sürekli gülümseyen bir arkadaşımızın geceleri ağlayarak uyuduğunu da…
Ama yine de hızlıca yargılıyoruz. Dinlemeden fikir veriyoruz. İnsanların cümlelerini tamamlıyoruz ama duygularını anlayamıyoruz.
Belki de bu yüzden bu kadar yalnız hissediyoruz kendimizi. Çünkü herkes konuşuyor ama çok az insan gerçekten dinliyor.
Eskiden büyüklerimiz “Bir gönül yapmak, bir kalbi anlamaktan geçer” derdi. Şimdi ise en büyük eksikliğimiz tam olarak bu: anlamaya çalışmamak.
Oysa bazen bir insanın ihtiyacı olan şey çok basit…
Yargılanmadan konuşabilmek.
Bölünmeden anlatabilmek.
Ve gerçekten duyulduğunu hissedebilmek…
Belki dünyayı değiştiremeyiz ama birbirimize yaklaşma şeklimizi değiştirebiliriz. Daha çok dinleyerek, daha az kırarak, biraz daha hissederek…
Çünkü insan, en çok anlaşıldığı yerde kendisi gibi hissediyor.