Bir Kelime Değişir, Bir Neslin Dünyası Değişir

Eğitim denildiğinde çoğumuzun aklına dersler, sınavlar ve başarı gelir. Oysa eğitimin görünmeyen, fakat en güçlü yönü dildir. Çünkü çocuklar önce kelimeleri öğrenir, sonra kelimelerle düşünür, ardından da o düşünceler karaktere dönüşür. Bu nedenle eğitimde kullanılan her kavram, gelecek nesillerin zihnine atılan bir tohumdur.

Bir çocuğun zihnine yerleşen ilk tarih bilgisi, ilk coğrafya bilgisi ve ilk vatan tasavvuru çoğu zaman ders kitaplarında karşılaştığı ifadelerle şekillenir. İşte bu yüzden müfredatta yapılan kavramsal değişiklikler basit bir kelime tercihi olarak görülemez. Bunlar, milletin hafızasına ve çocukların bilinç dünyasına yapılan önemli dokunuşlardır.

"Ormanlarımız" yerine Yeşil Vatan denilmesi bunun en güzel örneklerinden biridir. Orman artık yalnızca ağaçların bulunduğu bir alan değildir. Korunması gereken bir vatandır. Çocuk, ağacı kesmenin sadece çevreye değil vatana da zarar vermek anlamına geldiğini hissetmeye başlar. Bir kavram, çevre bilincini millî sorumlulukla buluşturur.

Türkiye'nin deniz yetki alanının Mavi Vatan, hava sahasının ise Gök Vatan olarak ifade edilmesi de aynı anlayışın ürünüdür. Vatan sevgisini sadece kara sınırlarıyla sınırlamayan bu yaklaşım, denizlerimizin ve gökyüzümüzün de bağımsızlığımızın ayrılmaz parçaları olduğunu çocukların zihinlerine yerleştirir. Çünkü egemenlik sadece görünen sınırlar değildir. Görünmeyen ufukları da kapsar.

Tarih eğitiminde Bizans yerine Doğu Roma ifadesinin kullanılması da tarihî gerçekliğin doğru isimlendirilmesi bakımından dikkat çekicidir. Bir medeniyeti kendi tarihsel kimliğiyle anmak, tarih bilgisini daha sağlam temeller üzerine kurar. Tarih ancak doğru kavramlarla anlatıldığında sağlıklı bir tarih bilinci oluşur.

Ermeni Meselesi yerine Asılsız Ermeni iddiaları ifadesinin kullanılması, Türkiye'nin resmî tarih yaklaşımını açık biçimde ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Pontus Meselesi yerine Asılsız Pontus iddiaları ifadesi de tarih öğretiminde kullanılan dilin hangi bakış açısını yansıttığını göstermektedir. Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değil, aynı zamanda devletin tarihî perspektifini doğru kavramlarla yeni nesillere ulaştırmaktır.

Haçlı Seferleri yerine Haçlı Saldırıları denilmesi de tarihî olayların niteliğini daha belirgin biçimde ortaya koymaktadır. Çünkü yaşananlar yalnızca uzun yolculuklardan ibaret değildir. Anadolu başta olmak üzere geniş bir coğrafyada büyük yıkımlara, işgallere ve can kayıplarına yol açan askerî harekâtlardır. Kullanılan ifade, olayın mahiyetini daha açık biçimde yansıtmaktadır.

Yıllardır alışkanlıkla kullandığımız Orta Asya yerine Türkistan adının tercih edilmesi ise tarihî ve kültürel hafızanın güçlendirilmesi açısından önemli bir adımdır. İsimler yalnızca coğrafyayı göstermez. Kimliği de taşır. Türkistan denildiğinde çocuk yalnızca bir bölgeyi değil, köklerini ve medeniyetini de hatırlayacaktır.

Ege Denizi yerine Adalar Denizi ifadesi de tarihî ve coğrafi bakış açısının yeniden değerlendirilmesine yönelik dikkat çekici bir tercihtir. Coğrafya dersleri sadece harita öğretmez. Aynı zamanda aidiyet duygusunu da şekillendirir.

Belki de en dikkat çekici değişimlerden biri Coğrafi Keşifler yerine Sömürgeciliğin Başlangıcı ifadesidir. Çünkü bir toplum için keşif olarak anlatılan süreç, başka toplumlar için işgal, sömürü, kölelik ve milyonlarca insanın hayatını değiştiren acıların başlangıcı olmuştur. Tarihi tek taraflı okumak yerine farklı pencerelerden değerlendirebilen nesiller yetiştirmek çağdaş eğitimin temel hedeflerinden biridir.

Tehcir Kanunu yerine Sevk ve İskan Kanunu ifadesinin tercih edilmesi de dönemin resmî hukukî terminolojisini esas alan bir yaklaşımdır. Tarih eğitiminde kullanılan her kavramın hukuki ve tarihî karşılığının doğru aktarılması, sağlıklı tarih bilincinin oluşmasına katkı sağlar.

Bir eğitimci olarak yıllardır aynı gerçeği görüyorum. Çocuklar yalnızca bilgiyi ezberlemez. Kelimelerin yüklediği anlamı da öğrenir. Tekrar edilen her kavram zamanla zihinde sorgulanmayan bir doğruya dönüşür. Bu yüzden eğitimde kelime seçimi, sanıldığından çok daha büyük bir sorumluluktur. Dil, görünmeyen bir müfredattır. Kitaplarda yazan cümlelerden önce çocukların bilinçaltına yerleşir.

Sayın Millî Eğitim Bakanımızın bu ayrıntıları önemsemesini değerli buluyorum. Çünkü güçlü devletler yalnızca teknolojiyle, ekonomiyle veya askerî güçle yükselmez. Önce kendi diline, kendi tarihine ve kendi kavramlarına sahip çıkar. Kendi hikâyesini başkalarının kelimeleriyle anlatan toplumlar zamanla kendi hafızalarını da başkalarına emanet eder.

Bugün değişen sadece birkaç ifade değildir. Asıl değişen, çocuklarımızın dünyaya bakacağı penceredir. O pencere ne kadar millî, ne kadar sağlam ve ne kadar kendi değerlerimizle örülmüş olursa, yarının Türkiye'si de o kadar güçlü olacaktır.

Çünkü bir millet önce kelimelerini korur. Kelimelerini koruyabilenler tarihini korur. Tarihini koruyanlar ise geleceğini inşa eder.

Müfredatta değiştirilen kavramlar:

Ormanlarımız → Yeşil Vatan

• Türkiye’nin deniz yetki alanı → Mavi Vatan

• Türkiye’nin hava sahası → Gök Vatan

• Bizans → Doğu Roma

• Ermeni Meselesi → Asılsız Ermeni iddiaları

• Haçlı Seferleri → Haçlı Saldırıları

• Orta Asya → Türkistan

• Ege Denizi → Adalar Denizi

• Coğrafi Keşifler → Sömürgeciliğin Başlangıcı

• Tehcir Kanunu → Sevk ve İskan Kanunu

• Pontus Meselesi → Asılsız Pontus iddiaları

Kitap Şeydası