AYNAYA BAKMADAN DEĞİŞİM OLMAZ

"Çocuk en çok evde büyür, en kalıcı izleri orada alır. Eğer daha adil bir toplum istiyorsak, işe en temel yerden, yani kendimizden başlamalıyız."

Toplumsal bir meseleyle karşılaştığımızda refleksimiz neredeyse hiç değişmiyor: Hemen bir "suçlu" arıyoruz. Psikolojide buna ‘yansıtma’ diyoruz. Listemiz ise her zaman kabarık; öğretmeni suçluyoruz, sistemi eleştiriyoruz, siyaseti tartışıyoruz ya da dijital dünyayı hedef tahtasına oturtuyoruz.

Ancak şu can alıcı soruyu sormadan hiçbir tartışma tamamlanmış sayılmaz:

Biz, yani ebeveynler, bu fotoğrafın neresindeyiz?

Okul Bilgi Verir, Aile Karakter İnşa Eder

Bir eğitimci olarak yıllardır sınıflarda ve koridorlarda aynı gerçeğe tanık oluyorum: Çocuk, en çok evde öğrenir. Okul akademik bilgiyi yüklese de, aile karakteri inşa eder. Ve unutmayalım ki bir toplumun kaderini, o toplumun karakteri belirler.

Çocuğun kişiliği sadece ona anlatılan masallarla değil bizzat yaşadığı, gördüğü ve hissettiğiyle şekillenir. Evdeki iletişim dili, çocuğun dünyaya seslenme biçimidir.

. Sürekli eleştirilen bir çocuk, eleştirmeyi öğrenir.

. Değersiz hissettirilen bir çocuk, değer vermekte zorlanır.

. Öfkeyle yönetilen bir evde büyüyen çocuk, sorun çözme yöntemini öfke zanneder.

Dış Etkenler mi, İç Pusula mı?

Sıklıkla sığındığımız "dış etkenler" bahanesini yok sayamayız. Sosyal medya ve arkadaş çevresi elbette etkili. Ancak sağlam bir aile eğitimi, bu etkileri süzebilecek en güçlü filtredir. Aile, çocuğun iç pusulasıdır. O pusula doğru çalışıyorsa, çocuk yolunu şaşırsa bile eninde sonunda rotasını yeniden bulacaktır.

Günümüzde en büyük yanılgımız, iyi bir gelecek sunmayı sadece "akademik başarıya" indirgemek oldu. Çocuğun sınav notlarıyla ilgilenirken karakter gelişimini göz ardı ettiğimizde, aslında en kritik alanı boş bırakıyoruz. İyi bir insan yetiştirmek, iyi bir öğrenci yetiştirmekten çok daha derin bir sorumluluktur.

Söylediklerimiz Değil, Olduğumuz Kişi

Burada asıl mesele, çocuklarımıza ne öğütlediğimiz değil, nasıl bir örnek olduğumuzdur. "Saygılı ol" demekle saygı öğretilmez; saygı yaşanarak gösterilir. "Sakin ol" demekle sakinlik kazandırılmaz; sakinlik model alınarak gelişir. Bizler gündelik hayatımızda sabırsız ve tahammülsüzken, çocuklarımızdan birer nezaket abidesi olmalarını beklemek gerçekçi değildir.

Artık suçu sürekli dışarıda arama kolaycılığından vazgeçmeliyiz. Kurumları ve sistemleri eleştirmek hakkımızdır, hatta gereklidir. Ancak bu eleştiriler, kendi bireysel sorumluluğumuzu örtmemeli.

Bir toplumun geleceği sınıflardan önce evlerin içinde şekillenir. Merhametli bir dünya hayal ediyorsak, önce kendi aynamıza bakmalıyız.

Belki de şu soruyu sormanın vaktidir:

Biz, çocuklarımıza nasıl bir insan olmayı öğretiyoruz? Cevap, biraz canımızı yakabilir. Ama unutmayalım; gerçek değişim, o rahatsızlık anıyla başlar.