Bazı yazılar vardır, masa başına oturup planlayarak yazarsınız. Bazıları ise sizi bulur. Bu yazım da öyle oldu. Aşk üzerine yazmayı uzun bir süre düşünmüyordum.
Fakat geçtiğimiz günlerde yaptığım bir sohbet, beni uzun zamandır düşünmediğim bir soruyla baş başa bıraktı:
Gerçekten seviyor muyuz, yoksa sadece sevilmek mi istiyoruz?
Bu sorunun peşinden gidince kendimi aşkı, sadakati, karakteri ve insan ilişkilerini yeniden düşünürken buldum.
Son yıllarda en çok duyduğum sorulardan biri şu: "Gerçek aşk kaldı mı?"
Bu sorunun altında aslında başka bir arayış yatıyor. İnsanlar sevilmek istiyor.
Anlaşılmak istiyor.
Kendini yanında güvende hissedeceği bir liman arıyor. Ama galiba aşkı yanlış yerde arıyoruz.
Çünkü aşkı çoğu zaman heyecanla karıştırıyoruz.
Birbirine bakarken kalbin hızlı atmasını aşk sanıyoruz. Güzel sözleri aşk sanıyoruz.
Gösterişli sürprizleri, sosyal medyada paylaşılan fotoğrafları, romantik cümleleri aşk sanıyoruz.
Oysa bunların hiçbiri aşkın kendisi değil. Bunlar sadece görünen kısmı.
Asıl mesele, o heyecan geçtikten sonra neyin kaldığıdır.
Geçtiğimiz günlerde genç yaşta kaybettiğim canım dostum Umut’un eşi Handan arkadaşımla sohbet etme fırsatım oldu.
Bana Umutu anlattı. Nasıl tanıştıklarını...
Birbirlerine nasıl bağlandıklarını... Birlikte kurdukları hayalleri...
Onu dinlerken dikkatimi çeken bir şey oldu. Bir kez bile "Beni çok seviyordu" demedi.
Ama anlattığı her şey sevginin ta kendisiydi. Merhametinden bahsetti.
Dürüstlüğünden bahsetti. Mertliğinden bahsetti.
Zor zamanlarda nasıl yanında olduğundan bahsetti. O an şunu düşündüm:
Belki de aşk, bir insanın sizi ne kadar sevdiğinden çok, size nasıl davrandığıdır. Çünkü bir insanın karakteri, sevgisinin en açık göstergesidir.
Bugün birçok insan doğru kişiyi bulmaya çalışıyor. Fakat çok az insan doğru kişi olmaya çalışıyor.
Herkes anlaşılmak istiyor.
Ama kaç kişi anlamaya çalışıyor? Herkes sadakat bekliyor.
Ama kaç kişi sadık kalabiliyor?
Herkes sevgi görmek istiyor.
Ama kaç kişi sevgiyi emekle büyütebiliyor?
İlişkilerin çoğu sevgisizlikten değil, emeksizlikten yıpranıyor. Çünkü aşk bir duygu olduğu kadar bir sorumluluktur da.
Bir insanın hayatını güzelleştirme sorumluluğu... Onun yarasına merhem olabilme sorumluluğu... Kötü günlerinde yanında kalabilme sorumluluğu... İşte bu yüzden aşk bulunmaz.
Aşk inşa edilir. Saygıyla...
Güvenle... Fedakârlıkla...
Ve en önemlisi karakterle... Çünkü güzellik zamanla değişir. Şartlar değişir.
Hayat değişir.
Ama karakter değişmez.
Bir ömür boyunca yanınızda kalacak olan şey de budur.
Belki de bu yüzden insanlar yıllar sonra birinin göz rengini değil, kendilerine nasıl hissettirdiğini hatırlar.
Birinin ne kadar kazandığını değil ne kadar iyi geldiğini hatırlar.
Ne kadar başarılı olduğunu değil ne kadar güzel iz bıraktığını hatırlar.
Hayatın sonunda geriye kalan şey sahip olduklarımız değil, dokunduğumuz kalplerdir. Ve aşk...
Belki de tam olarak budur.
Bir insanın hayatına öyle güzel dokunabilmektir ki, yokluğunda bile varlığı hissedilmeye devam etsin.
Bu yazıyı kaleme alırken aklımın bir köşesinde Handan ve Umut'un hikâyesi vardı.
Bana aşkın sadece bir duygu olmadığını; sadakat, merhamet, emek ve karakter meselesi olduğunu yeniden hatırlatan o güzel sevgi...
Bu yazıya ilham veren Handan ve Umut aşkına saygıyla...
Dostum Umut'u rahmet ve özlemle anıyor, Allah'tan kendisine rahmet diliyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun.