“Geçen yazıda bir film değerlendirmesi üzerinden gidince, ‘mutlaka Çernobil’i izlemelisin’ mesajları gelmeye başladı. Olay ve sonraki etkilerine şahit olduğum için detaylar ilgi çekici ve tasdik ediciydi. Çernobil hakkında değerlendirmelerimi bekleyenler olduğu için iki cümle ile bir şeyi vurgulamalıyım. Görev ve sorumluluk çerçevesinde ehliyet ve liyakatin yerini aidiyet aldığında kıyamet kopar. Diziden tasdik ettiğim tespit bu.
Benim asıl endişem çok daha farklı bir çapta. İnsanın ruhunda ve varlığında kopacak ve koparılacak kıyametler. İçinde bulunduğu çağda dünya insan ilişkisi ile ilgili değişim ve sonucunda gelişen soruları sorma yetisinden mahrum olma, bu değişimle yüzleşecek veya soruları soracak kadar cesur olmama ya da değişim ve gelişen soruların farkında olmama gerekçeleriyle varlık anlayışı aidiyet çerçevesine sıkışmış insanın ruhunda ve varlığında kopacak ve koparılacak kıyametler…
Varlık, tanrı, hayat, dünya, ahlak, vs. ile ilgili temellerin sarsıldığı ve sarsılacağı süreçlerde çağlar boyunca edinilmiş kabullerde ısrar, bu kabulleri inkar ya da arasında kalmak da insanın ruhunda ve varlığı kapsamında kıyametlerin kopmasına gerekçe olacak.”
Diye girmiş ve bırakmıştım yazmayı. Devamını seçimden sonraya ertelemiştim aslında. Çünkü nasıl ki insanın ruhunda ve varlığında gelişecek değişim ve ikilemler öngörüyorsam, bir yerel seçimden çok daha fazla anlam yüklenen sürecin sonunda da siyasal ve sosyal kapsamda beklenmedik sonuçlarla karşılaşılacağını düşünmüştüm.
Bireyin kendi ruhu ve varlığı çerçevesindeki değişim, gelişim ve krizleri ile ilgili öngörü ve yorumlarımı başka yazılara saklayacağım. Biraz daha somut ve güncel bir çerçevede demek istediklerimi netleştirebileceğimi düşünüyorum.
Sosyal medya, gelişmiş iletişim teknolojileri, kişisel veri analizi ve manipülasyon yetisi olan yapay zekanın hayatımıza girmesiyle birlikte siyaset öncelikli olarak ‘akıl’ değil ‘algı’ işine dönüştü. Doğru ve nitelikli kişisel verilerle toplumun ihtiyaç ve ahvalini belirleyerek, bu ahval ve ihtiyaçlara göre politika üretenlerin kazandığı bir dönemdeyiz. Ki en nitelikli ve yönetilebilir kişisel verilerin de kentlerde yaşayanlardan alındığını ve veri analizleri sonucunun en rahat uygulandığı topluluğun da yine kent nüfusu olduğunu unutmamak gerekir.
“Siyaset sadece toplumu ve ihtiyaçlarını yönetmek için yapılmaz”, “‘dava’ ve ‘iddia’ olmadan siyaset olmaz” diyenler için son dönem siyasi aktörler ve etkiledikleri siyasi figürlerin hayat ve hikayelerine şahit neslin iyi bir gözlemci üyesi olduğumu belirtmeliyim.
Bu tespitlerim ışığında; 90’lı yılların dini ve muhafazakar siyasi söylemleri ile günümüz kent nüfusunun etkilenmesi ve belirlenen politikaların destekçisi olmasının sağlanması pek mümkün gözükmüyor. Çünkü ne muhatap olunan toplumda 90’lı yılların dini ve muhafazakar hassasiyetleri var (ki bunda söylem sahiplerinin uzun süredir siyasi endişelerle bilinen değer ve hassasiyetleri tüketmesinin etkisi olduğunu düşünüyorum) ne de politika üreticilerin ve etkilediklerinin dini ve muhafazakar söylemleri 90’lı yıllardaki kadar samimi.
Şimdi belirteceklerim tamamen gözlemlerime dayalıdır. İlk değişen ve değişim krizleri yaşayanların kentli bireylerin olduğunu görüyorum. Bu değişim ve sonunda gerçekleşen sonuçları görmek, bu verileri yönetmek ve bu verilere göre politika üretmek siyasetteki yeni yüzlerin stratejileri olacağını iddia ediyorum. Kent dışında yaşayanların ise gecikmeli olarak kent nüfusunun değişen ahval ve ihtiyaçlarına uyum sağladığını veya sağlayacağını düşünüyorum. Siyasal, ekonomik, sosyal yani beşeri tüm çerçevelerde kent merkezli ciddi ve sarsıntılı bir değişimin aslında gerçekleştiğini ve bu değişimin şimdilik ilk siyasal sonuçları ile yüzleşmeye başladığımızı iddia ediyorum.
Burada bir şeyi de mutlaka belirtmem gerekiyor. Bu değişimle yüzleşen siyasi aktörler ve etkiledikleri siyasi figürlerin aslında bu değişimin mimarları olduklarının farkında olmadıklarını görüyorum. Nüfusun kentlere yığılması, kent merkezli toplum hayatında tüketim ve tasarruf alışkanlıklarının değişmesi, toplumun ahvalinin ve ihtiyaçlarının kent merkezli değişimi; siyaset arenasındaki politika belirleyiciler ve etkiledikleri figürlerin yaptıklarının sonucudur.
Kimse bu yazdıklarımdan; gerçekleşen değişimi olumsuz karşıladığımı düşünmesin. Tarih boyunca değişimin; gelişime engel her şeyi değiştirerek gerçekleştiği görülür.
İlk paragrafa dönecek olursak Çernobil Faciası aslında toplumda gerçekleşmiş değişimin farkındalığının gelişmesinde pay sahibi bir olay ve Gorbaçov da aslında toplumda gerçekleşmiş değişimle yüzleşen siyasi bir aktör olarak tarihe geçmiştir.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.