Mayıs ayı itibariyle başlar, o ateş saçan rengiyle bizi büyülemeye… Sonbahar gibi, o çatlamış meyvelerinin bereket saçan tanelerini gösterir bize. Sanki masal diyarından kopup gelmiştir, o bereketi yansıtan pırlanta kıymetindeki ve parlaklığındaki taneleri…

O taneler ki biz kadınların hormonlarında değişiklik yaparak doğurganlığa kapı açar. O nedenledir ki yeni evli çiftlere, çok çocukları olsun diye nar yedirilmesi, evlerinin bereketli olması için düğünde gelinin başından aşağı nar tanelerinin saçılması, Anadolu’muzdaki yaygın inanışlardan biridir. Yine bir başka yaygın inanış ise, evlerde yapılan bahar temizliğinde evin ortasına atılan narın, parçalandıktan sonra ne kadar çok tanesi etrafa dağılmışsa, o yılın bereketinin etrafa dağılan tane sayısıyla doğru orantılı olduğuna olan inanıştır. O taneler ki, Anadolu’muzda boya kaynağı olarak kullanılır öteden beri…
İslam dininde de, cennetteki ağaçlardan birinin nar ağacı olduğuna ve nar meyvesini yiyenlerin de kin, nefret duygularından uzak olduğuna inanılır.

Nar’a dair bu kadar inanıştan bahsetmişken, bilinen büyük aşklardan biri olan Ferhad ile Şirin aşkında, Ferhad’ın, Şirin’in öldüğü haberini aldıktan sonra, baltasının üzerine kendisini attığını, baltasının göğsünü boydan ikiye yardığını ve Ferhad’ın kanıyla baltanın ıslanan sapının bir süre sonra filizlenip, çiçekler açan nar ağacı olduğunu da hatırlatmak istedim. Zira nar ikiye ayrıldığında Ferhad’ın kalbi gibi kanadığından, nar’ın diğer adı “Ferhad’ın Elması” olarak bilinir.

Nardan bu kadar söz etmişken, Ferhad-Şirin aşkı demişken, yine büyük bir aşktan ve o büyük aşkın nar ile olan alakasından bahsetmezsem olmazzz…!

Hangi aşk mı dediniz, tabiki Anarkali ile Salim Şah’ın büyük aşkı. Bu büyük aşk, bir hint efsanesinde şöyle anlatılır:

“Efsaneye göre, Cihangir Hanlığının genç Prensi Salim Şah, bir gün raksını görüp hayran kaldığı Anarkali isimli genç ve güzel rakkaseye âşık olur. Zaman geçer ve Prens Salim Şah gönlünü çelen bu güzel rakkase ile evlenmek ister ancak ülkesinin kuralları buna izin vermez. Bir prensin halktan bir kızla evlenmesi, hele ki bir rakkase ile evlenmesi olacak iş değildir.

Ama gönül ferman dinlemez, bütün kural ve yasaklara rağmen bu aşk büyür, iyice alevlenir. Anarkali ile Salim Şahın aşkı dillere destan olur, bütün hanlığı sarar, dilden dile anlatılıp durur. Bu durum prensin babası Han Akbar tarafından hiçbir zaman kabul görmez ve âşıkların birbirini görmesini yasaklar. Oysa tüm yasaklara rağmen Anarkali ile Salim Şahın aşkları günden güne büyür ve hükmünü sürdürür.

Çevre hanlıklara da yayılan bu aşk hikâyesiyle baş edemeyeceğini anlayan Akbar Han, çareyi sevdalıları ayırmakta bulur. Çözüm çok zalimcedir. Güzel Rakkase Anarkali, ibret için kentin ortasında inşa edilen, penceresi olmayan, dört duvardan ibaret dar bir odaya hapsedilir. Arkasından giriş kapısı da duvarla örülüp kapatılır. Yani bir anlamda ölüme terk edilir Anarkali. Salim Şah şaşkın ve çaresiz, bu aşkı efsaneleştiren şehir halkı ise ağlamaklı ve şaşkındır.

Her gün gelip bu hücrenin önünde, hanın insafa gelip güzel Anarkali’yi affetmesini bekler insanlar. Zaman geçtikçe umutlar kesilir, çaresizlik sarar dört bir yanı. Artık duvarlar yıkılsa da güzeller güzeli Anarkali’nin sağ çıkma ihtimali yoktur bu hücreden. Halk yavaş yavaş çekilir, bekleme duvarının önü boşalır, ama aşk mecnunu prens, sevdiğini yalnız bırakmaz. Gözleri kapının örüldüğü duvarda sessiz bir tevekkül ile beklemeye devam eder.

Mevsimler geçer bahar olur, doğa yeniden canlanır ve günlerden bir gün o taş duvarda bir kıpırtı başlar. Prensin gözünü hiç ayırmadığı o duvarda, güzel Anarkali’nın girdiği kapının taş örgüleri arasından ince zarif bir dal filizlenmiştir. Bunu duyan halk tekrar hücrenin önünde toplanmaya ve her gün bu yaşam filizini izlemeye başlar. Günler geçtikçe yeni dallar, yeni filizler çıkar o taş duvarın bağrından ve tomurcuklarla yüklü dallar sarar etrafı. Belli ki çiçek açacaktır aşk…

Bir sabah duvarın önüne gelenler, duvarın baştan başa kırmızı nar çiçekleriyle kaplı olduğunu görürler. Hayranlık ve şaşkınlıkla izlerler bu mucizeyi. Sanki güzeller güzeli Anarkali’nin tüm güzelliği bu nar çiçeklerindedir. Bir gecede bütün nar çiçekleri açmış, mevsimler boyu orada aşkını umutla bekleyen prens ise duvara yaslanmış, nar çiçekleri arasında mutlu bir ifade ile ruhunu teslim etmiştir. Aşk çiçekleri açmıştır ama âşık prensin yüreği Anarkali’nin güzelliğinin aksettiği o çiçeklerin ihtişamına dayanamamıştır. Rivayet şudur ki; o güzelim ateş rengi nar çiçeklerinin çıkış yeri güzeller güzeli Anarkali’nin aşk dolu kalbidir. Taşları delip sevdiğine kendini göstermiştir…”
 
Hintçede Anarkali, nar çiçeği anlamına gelir ve aşkın çiçeği nar çiçeği olarak bilinir. Bu güzel efsaneyle aşk, büyüklüğünü ve gücünü bir kez daha gösteriyor bize.

Öyle ki bu etkileyici efsane, yıllardır dillerimizden düşmeyen “Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim” adlı şarkının sözlerinde Feyzi Halıcı’ya ilham olmuş, bestesini de Cinuçen Tanrıkorur’a yaptırmıştır.
 
Şavkıması, sana doğru yolların
Sana doğru, denizlerin çağrısı
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim...
 
Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim?
Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar?
Uzak bir özlemde ayak seslerin
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim...

Kırk odanın kırkında da kırk güzel
Kırk aynada çengi çengi bir güzel
Çağlar ötesinde bir avuç nota
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim...
 
Bu yıldızlar doğan günü çağrışır
Bu gündüzler gözlerini çağrışır
Ya kimlere verdin avuçlarını
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim...
 
Vurdum tellerine seni, sazımın
Sende anahtarı, alın yazımın
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma
Günaydınım, Nar Çiçeğim, Sevdiğim...
 
Bu etkileyici efsaneden tek ilham alan, bu şarkının güftecisi ve bestecisi değil elbet… 
 http://www.nesrinerol.com kişisel blog sitemde kullandığım köyümüzün nar çiçekleri de, bana ait olan “Yürekler dile gelsin, illaki AŞK desin” sözü de, efsanenin beni etkilediğinin göstergelerinden biri, itiraf edeyim…

Bu kadar büyük ve güçlü iken aşk, bize de onu yaşamak düşüyor korkusuzca, özgürce ve de zaman kaybetmeden…

Taşları delmenize gerek kalmadan, sevdiğinize gösterin aşkınızı…

Duvarlar ardında olmasın ama sizin de çiçek açsın aşkınız…

Aşkla kalın…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Gökhan GÖK 3 ay önce

Kaleminize sağlık

Misafir Avatar
Nesrin EROL 3 ay önce @Gökhan GÖK

Teşekkür ederim Gökhan Gök, aşkla kalın.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Zeynep Beyza Karakoç 3 ay önce

Nesrin Hocam çok etkilendim yazından.Yüreğine sağlık.Sevdiklerimize gerçekten gösteremiyoruz yada öteliyoruz sevgimizi..

Misafir Avatar
Nesrin EROL 3 ay önce @Zeynep Beyza Karakoç

Teşekkür ederim Hocam, hissettirebilmek ne güzel... Aşkla kalın.

Beğenmedim! (0)
Avatar
ismet korur 3 ay önce

kaleminize ,yüreğinize sağlık , Her zaman Aşkla

Misafir Avatar
Nesrin EROL 3 ay önce @ismet korur

Teşekkür ederim İsmet Korur, aşkla kalın.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Arzu melek tan 2 ay önce

Yuregine kalemine saglik.

Misafir Avatar
Nesrin Erol 2 ay önce @Arzu melek tan

Teşekkür ederim Arzu Melek Tan, aşkla kalın.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Kemalettin T 2 ay önce

Emeğine, kalemine ve yüreğine sağlık çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Tebrikler.

Misafir Avatar
Nesrin Erol 2 ay önce @Kemalettin T

Teşekkür ederim Kemalettin T, aşkla kalın.

Beğenmedim! (0)