24 yaşında, ölüm döşeğinde son nefesini verirken, son kez seyir ederken etrafını aklına son gelen yine öğrencileri olmuştu köy öğretmeni Şefik’in.
Gencecik yaşında onlara doyamadan öğrencilerinden ayrılacak olmanın acısıyla son anlarında bile andığı yine öğrencileri oluyor “bana çiçeklerimi getirin, dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya” diyordu.
Son sözleri olmuştu bunlar Şefik öğretmenin.
1949 yılının Ekim ayında, bir Perşembe günü gün batımında son nefesini verirken Şefik Öğretmen bütün öğrencilere, öğretmenlere ve hatta bütün insanlara son dersini veriyordu.

Şefik Öğretmenden önce de, ondan sonra da öğrenciler öğretmenlerinin dünyasında en anlamlı varlıklar olmaya devam etti kuşkusuz. Edirne’den Kars’a Anadolu’muzun bağrında kim bilir kaç öğretmen elektriksiz bir köy odasında gaz lambasının titrek alevi altında hem aydınlanıp hem ısınırken, varlığını onların varlığına armağan ettiği öğrencilerinin özlemiyle son nefesini vermişti.
Kim bilir kaç öğretmen damı akan bir köy okulu lojmanında ya da bir ranza atarak kaldığı tek derslikli köy okulunun kullanılmayan küçücük müdür odasında bir mum ışığı altında yastığının altında sakladığı hatıra defterine her gün öğrencilerini nakşetmeye devam ediyordu.
Öğretmenin emekle sürdüğü, gözyaşlarıyla suladığı tohumuydu, toprağıydı, canıydı öğrenciler. Öğrenciler filiz verdikçe hayat canlanıyordu.

Her türlü yokluğa, imkansızlığa, ayrılığa, gurbetliğe katlanıyordu öğretmen. Tohum toprakla buluşsun ve can bulsun diye ölümü bile göze alıyordu. Ölüyordu da. Aybüke öğretmen gibi, Necmettin Yılmaz gibi, Neşe Öğretmen, Sait öğretmen ve binlerce şehit öğretmen gibi.
Ama hiçbir dönem, hiçbir öğretmen uğruna ne gemiler yaktığı, uğruna ne hasretliklere katlandığı, uğruna ömrünü adadığı bir öğrencisinin eliyle öleceğini düşünmemişti.
Her ölüm acıydı. Öğretmenin ölüm acısını anlatmaya kelimeler bile kifayet etmezdi. Ama Necmettin öğretmenin bir başka oldu ölümü, yürekleri dağladı.  Kocaeli'nin Gebze ilçesinde bulunan Atatürk Anadolu Lisesi'nde öğrencisi tarafından bıçaklanan Necmettin Kuyucu bir değil bin defa ölüyordu.

Bir zamanlar öğretmen denince akan sular duruyordu. Bir zamanlar en değerli varlıklarımız olan çocuklarımızı anne ve babalar olarak “eti sizin, kemiği de sizin” diyerek öğretmenlere emanet ediyorduk.
Ne oldu bize?
Eğitimin vazgeçilmez paydaşları olan öğretmenler, öğrenciler ve anne babalar arasında koca koca duvarlar inşa edildi. Öğretmen ile öğrenciler, öğretmen ile anne ve babalar bir araya geldiğinde adeta saygı susuyor, güven bitiyor, bencillik duygusu, nefis ve hırslar artık konuşmaya başladı. 
Tek amaçları akademik alanda başarılı, sosyal yaşamda örnek bireyler yetiştirmek olan öğretmenlerimiz artık öğrencilerine bir şeyler vermekte zorlanmaya başladı. Eskiden çocuklarını büyük bir samimiyetle okullara getirip öğretmelere emanet eden insanlar artık öğretmenin sınıf içerisindeki en masum uygulamalarını bile tartışma konusu yapmaya başladılar.
Öğrencinin herhangi bir eksiğini görüp onu tamamlamak üzere bir şeyler yapmak isteyen öğretmenler bu amaçla söyledikleri bir söz, yaptıkları bir uygulama karşısında hemen karşılarında hiddetli bir öğrenci büyüğünü bulmaya başladılar.
Tek kaygıları sınıftaki öğrencilerine en üst başarıyı ve en iyi davranışları kazandırmak olan öğretmenleri ne öğrenciler ne aileler artık eskisi gibi dinlemiyor/anlamıyor.
Oysa bir öğretmen öğrencisini en başarılı bir şekilde yetiştirip hayata hazırlamaktan başka ne isterdi.

Bazen söz bitiyor bir şiddet sarmalının mağduru oluveriyordu öğretmenlerimiz.
Gün oluyor Diyarbakır’ın ücra bir ilçesinde görev yapan öğretmenler günün yorgunluğunu atmak ve gurbetlik acısını az da olsa azaltıp muhabbet etmek için gittikleri halı sahadan birilerinin güç gösterisine kurban edilip yaka paça alınarak karakola götürülüyordu.
Gün oluyor ideallerinin peşinden koşup gittiği Batman’da bir karne sevincinin tam sonrasında kurşunlara hedef olup ölüyordu öğretmenler.
Gün oluyor kardelenler yetiştirmek için gittiği bir sınır şehrinden memleketine dönerken yolu kesiliyor, aracı yakılıyor, rehin alınıyor ayla sonra şehadet haberi geliyordu öğretmenlerimin.
Gün oluyor bir öğrenci yakınının saldırısına uğrayıp al kanlar içinde yere düşüyor yaşadığı dutumun neresine kahredeceğine şaşırıyordu öğretmen.
Mahallenin belalısı, kabadayısı, bağımlısı, sokak satıcısı hep öğretmeni buluyordu.
Ve en son Gebze’de Necmettin öğretmen, varoluş sebebi olduğu bir öğrencisinin eliyle vuruluyor, gözünden yaşlar akarak hayata veda ediyordu. Kim bilir belki de son nefesinde gözünden dökülen gözyaşları kendini vuran öğrencisi için akıyordu.

Bir cinnet psikoloji içerisinde adeta gözleri kör olan insanların eliyle en değerli varlıklarımız olan öğretmenlerimiz rencide ediliyor, eziliyor, dövülüyor ve dahi öldürülüyor.
Yeter!
Durun artık!
Dokunmayın Öğretmenime!
Dokunduğunuz çocuklarımız, geleceğimiz, istikbalimizdir zira.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Zehra 2 hafta önce

Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum diyen Hz Ali ve bugün müslümanım diye yetişen nesil çok üzücü ve vahim bir durum söz konusu

Avatar
Murat AYDIN 2 hafta önce

Ne güzel demiş. Hz.Ali bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum. Öğretmen olamazsa cehaletin sefaletin kölesi oluruz.
Yine yüreğe dokunan bir makale olmuş yüreğinize ellerinize ve kaleminize sağlık

Avatar
Gulşen 2 hafta önce

Ellerinize, yüreğinize sağlık kıymetli öğretmenimiz saygı değer Mudurum.

Avatar
Gürtan Gürbüz 2 hafta önce

Yazdığınız herşeye katılıyorum.Ve artık birşeylerin yapılması gerektiğini hatta geç bile kalındığını düşünüyorum.

Avatar
Abdurrahman YILDIZ 2 hafta önce

Yüreğinize,kaleminize sağlık Kıymetli Müdür'üm.Hissiyatımızı yansıtan çok anlamlı bir yazı kaleme almışsınız.Duam odurki bu yaşananlar bir daha yaşanmasın.Oturup düşünüp biz ne istiyoruz,nereye gidiyoruz düşünmeliyiz.Rab'bim Kıymetli Hocamıza rahmet eylesin.