Sevda deyip geçmeyin, çok zor bir iştir. Hayatı anlamlı ve yaşanabilir kılan şeydir. Türk Dil Kurumu’na göre  “aşırı ve güçlü tutku, istek” demektir. “Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur” diye atasözümüz de vardır.
Mersin Sevdalısı olmak Mersin’i tanımak ve Mersinliyi anlamakla başlar. Mersin Sevdalısı olmak 60, 70 ya da 100 yıldır Mersin’de yaşıyor olmakla ilgili bir şey de değil. Mersin Sevdalısı olmak tamamen yaşam tarzıyla, çağdaşlıktan yana tavır koymakla, eğitimde, kültür ve sanatta, ekonomide, demokraside, sosyal yaşamda, insan haklarında, birlik ve beraberlikte yüksek idealleri hedef edinmekle ilgilidir.
Mersin doğrudan şehir olan bir sahil kasabasıdır. Kent kültürü ve aydın halkı ile yıllarca Türkiye’ye örnek olan bir şehirdir. Eğitimde, kültür ve sanatta, sporda ve ticarette Türkiye Mersin’den, Mersinliden çok şey öğrenmiştir. Tüm bunları yazmaya kalksam kitap olur. Son elli yılda Mersin çok önemli değişimler ve gelişmeler yaşamıştır.
Mersin tarihi denince iç göç ve kentleşme süreci önemli bir yer tutar. Şu sorunun yanıtı çok önemlidir: 40 yıl önce Türkiye şehirlerinde gelişmişlik ölçüsü yönünden Mersin 5. sırada iken bugün neden 25. sıradadır? Sorunun yanıtına geçmeden önce iç göç ve kentleşmeden bahsetmekte önemli yarar var.
“Göç”, en dar anlamda kent, kır gibi bir yerleşim biriminden diğerine yerleşmek amacıyla yapılan nüfus hareketi ya da toplumsal hareketlilik olarak tanımlanır. Göçle birlikte yaşanan değişim karşısında göçmenler, bir sığınak olarak “hemşehriliği” keşfetmişlerdir. Bu bağlamda, biçimsel olmayan hemşehri ilişkilerinin kurumsallaşmasının bir sonucu olarak hemşehri dernekleri ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle, “hemşehri dernekleri”, göç sonrası geçiş sürecinde ortaya çıkan, sayıları ve önemi gittikçe artan önemli bir grupsal yapıdır.
“Kentleşme” ise, geniş anlamıyla toplumda işbölümü, örgütleşme ve uzmanlaşmanın artması ve insan davranış ve ilişkilerinde kente özgü değişikliklerin ortaya çıkaran bir nüfus birikim sürecini anlatır. Kentleşme ayrı şey kentlileşme ayrı şeydir. Esas sorunda kentlileşmede yatmaktadır.
Mersin, 1970’ler, 1980’ler ve 1990’larda önemli ölçüde göç aldı. Bu göçlerin genel nedeni ekonomik nedenler olduğu kadar da mezhepsel baskılar ve PKK terörü olarak görüldü. Suriyeli sığınmacılar sorununu bu yazının kapsamı dışında bırakıyorum. Genel ve yerel yönetimler bu yerleşimlere karşılık veremedi. Plansız, programsız ve hesapsız işler Mersin’in sosyal, kültürel ve ekonomik dengesini bozdu. Beceriksiz yerel yönetimlerde adeta yangının üstüne körükle gitti.
Şimdi geldiğimiz noktada durum pek iç açıcı değil ama umut var. Geçmişten ders alarak sorunların üstesinden gelebilmek için birlik ve beraberlik içinde hareket etmek şart. Şu yanlış yaptı bu yanlış yaptı tartışmalarını bir tarafa bırakıp genel ve yerel yöneticileriyle, odalar ve sivil toplum örgütleriyle, partiler ve üniversiteleriyle bir araya gelip hep birlikte elimizi taşın altına sokmalıyız. “Güneyin İncisi Mersin”i eski parlak günlerine getirmeliyiz. Başka Mersin yok!
 
ahmetakinmersin@gmail.com
www.ahmetakin.com.tr
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.